dugmereklam

30 Eylül 2011 Cuma

Bebek yatağı alırken dikkat


Büyüme hormonu en fazla uykuda salgılanır. Yani sağlıklı büyümenin birinci şartı sağlıklı bir uyku uyumaktan geçer. Bu nedenle de bebeğimizin en fazla zaman dilimini


geçireceği yatağının da belli koşulları temin edecek şekilde düzenlenmesi çok önemlidir.

Bebeğinizin yatağını seçerken karyolanın belli özelliklere sahip olmasına dikkat etmek gerekir. Öncelikle karyola devrilmeyecek kadar ağır ve sağlam olmalı, küçük yaramazın atlama ve zıplamalarına direnç gösterebilmelidir.

Parmaklıkların arası 2.5 cm’den dar, 6 cm’den geniş olmamalıdır. Bu çocuğunuzun el-kol ve bacaklarının sıkışmasını ve bacaklarını rahatlıkla parmaklıklardan sarkıtmasını önleyecektir. Parmaklıkların açılma mekanizması mutlaka iki taraftan açılmaya uygun olmalı, tek taraftan müdahale ile açılmamalıdır. Açma mekanizmasının bebeğin kolayca ulaşamayacağı yerde, altta olması daha uygundur. Yatağın parmaklıkları bebeğiniz büyüdüğünde atlayamayacağı yükseklikte en az 60 cm olmalıdır. Karyolada keskin-sivri köşeler veya bebeğe batıp zarar verecek kıymıklar olmamasına dikkat edilmelidir.

Arada kalacak boşluklara bebeğin başı, kolu veya bacağının sıkışmaması için yatak seçerken her şeyden önce karyolaya uygun boyda olmasına dikkat etmek gerekir

Yatak ne çok sert ne çok yumuşak olmamalıdır. Çok sert bir yatak bebeğin kaslarını yorarak uykuya dalmasını zorlaştırırken, çok yumuşak bir yatak da ağız ve burnun içeri gömülerek nefes almasını zorlaştırabilir. En uygunu orta sertlikte yarı ortopedik bir yataktır.

Yatağın daha temiz kalması açısından yıkanabilir yatak koruyucu kullanılabilir. Çarşaf ile yatak arasına sıvı geçirgenliğini önleyecek bir koruyucu takılmalıdır. Böylece kusma, çiş gibi sızıntıların yatağa geçmesini önleriz, bu da temizlendiği halde oluşacak kokuya ve bakterilere engel olur.

Karyolanın içine, kenarına koruyucu olarak konanlar hariç çok ince bile olsa yastık konmamalıdır. Çünkü bu yastıklar kolaylıkla bebeğin boğulmasına yol açabilir.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı
Uzm. Dr. Anıl Yeşilda

HAMiLELiK VE DOGUM, HAMiLELiK VE DOGUM,hamilelik beslenme hakkında bilgiler,hamile bayan beslenmesi nasıl olmalı

Günümüzde anestezi yöntemlerinin iyileşmesi, sterilite ve enfeksiyon problemlerine karşı güçlü
antibiyotiklerin bulunması, ameliyat dikiş materyallerindeki gelişmeler ve cerrahi tekniklerin ilerlemesi sonucunda sezaryen ameliyatları son derecede güvenli ve kolay bir işlem haline gelmişlerdir.

Sezaryen hastanın isteğine bağlı yapılabileceği gibi bazı tıbbi zorunluluklar karşısında da yapılabilir. Bu tıbbi zorunluluklar, anne veya bebeğe bağlı olabileceği gibi gebeliğin kendine has özel durumlarına da bağlı olabilir.

Yine yapılacak olan sezaryen ameliyatı, gebeliğin seyrine göre değişik gebelik haftalarında olabilir. Genel olarak amaç anne ve bebek açısından en uygun zamanı yakalamaktır.


İsteğe bağlı (elektif) sezeryen: Ülkemizde, özellikle son senelerde hastanelerdeki isteğe bağlı sezaryen oranları gün geçtikçe artmaktadır.

Burada herhangi bir tıbbi gereklilik olmaksızın, anne-baba adaylarının tercihleriyle, bebek gününü doldurduktan sonra (38. hafta sonrası), kararlaştırılan bir günde sezaryenin uygulanmaktadır.

İsteğe bağlı sezaryenlerde en sık karşılaşılan neden anne adayının normal doğumdan korkması, uzun sürebilecek olan eylemi çekmek istememesi, bebeğini en ufak bir risk altına sokmak istememesi ile normal doğumun uzun dönem sonrası olumsuz etkilerinden (rahim ve mesane sarkmaları gibi) kaçınma isteğidir.


Bebeğin rahim kanalına başla ilerlememesi: Bebeğin doğum kanalına yan, makat veya çapraz olarak gelmesi normal doğumda problemler yaratabilir.

Normalde tüm gebeliklerin %95’inde bebek başla ilerlerken, diğer durumlar %5 oranında görülür. Bu tür durumlarda bebeği riske atmamak için pek çok hekim tarafından sezaryen uygulanmaktadır. 


Plasenta (eş) kısmının rahim ağzını tamamen kapatması: Bu durumda bebeğin doğum kanalında ilerlemesi kanamaya bağlı problemler yaratacak ve hem anne hem de bebek hayatını riske atacaktır.

Plasentanın (eş kısmının) erken ayrılması: Plasentanın bebeğin doğumundan önce rahim duvarından ayrılmasına "ablasyo plasenta" ya da "plasental dekolman" adı verilir. Böyle bir durumda bebeğe oksijen ve besin kaynaklarının akışı bozulur. Kanamaya bağlı anne ve bebek hayatının riske girdiği için bu durumda acil olarak bebek doğurtulmalı yani (çoğunlukla) sezeryan ameliyatı uygulanmalıdır.

Makrozomi (İri Bebek): Ultrasonda bebeğin tahmini ağırlığının normalden fazla olması durumudur. Özellikle ilk gebeliklerde, doğuma yakın zaman içinde bebeğin tahimi ağırlığının 4000 gramdan fazla olarak saptanması durumunda, bebek normal doğum riskine atılmayarak direkt olarak sezaryen planlanabilir

Doğum Kontrol Yöntemleri ve yanlış bilinenler,


Doğum Kontrol Hapları
Kilo aldırır...
Doğum kontrol haplarının içinde bulunan progesteron türevi maddeler vücutta su tutulmasına neden olabilirler. Bu etki kişiden kişiye değişmekle beraber, biriken madde "su" olduğundan, kalıcı bir kilo değişikliği yapması beklenen bir yan etki değildir. Yine haplar beyinde açlık merkezine etki ederek iştah artışına neden olabilirler. Bu etki de kişiden kişiye değişmekle beraber günümüzde kullanılan düşük dozlu (yani 35 mikrogram ve daha düşük miktarlarda östrojen içeren) hapların anlamlı bir iştah artışına ve buna bağlı olarak gıda alımının artması sonucu kilo artışına neden olmaları beklenmez.
Haplardan kaçınmanızın tek nedeni kilo almaktan korkmanız ise doktorunuza bu durumu bildirin. Belki de bu durumda en iyi çözüm hapları 4 ay boyunca kullanmak ve 4. ay sonunda sonucu değerlendirmektir. Bu süre sonunda hapların sizde kilo aldırıcı etkisi olup olmadığı ortaya çıkacaktır. Sonuca göre haplara devam edebilir veya diğer yöntemlere geçiş yapabilirsiniz.
Tüylenme yapar...
Günümüzde kullanılan doğum kontrol haplarının içeriğinde yer alan progesteron türevli ilaçların testosteron ("erkeklik hormonu") benzeri etki yapması muhtemel olmakla beraber, hapların yapımında en az testosteron etkisi bulunan progesteron türevi ilaçlar kullanılır. Bu yüzden günümüzde kullanılan hapların tüylenmeyi artırması beklenmez. Aksine tüylenme tedavisinde doğum kontrol hapları birinci basamak tedavi olarak uzun zamandan beri kullanılmaktadırlar.
Kısırlığa neden olur...
Haplar bırakıldıktan sonra hapların sağladığı kan hormon seviyeleri kısa zamanda azalır ve günler içinde hap almadan önceki seviyelerine geri döner.
Hapların kalıcı hormon bozukluğu yaptıklarına dair hiçbir bilimsel veri yoktur ve teorik olarak da mümkün görünmemektedir.
Kişisel farklılıklara bağlı olarak yumurtlamanın (yani gebe kalabilirliğin) geri dönüşü bir-iki ay gecikebilir, bu süreden daha fazla bir gecikme oldukça ender görülen bir durumdur.
Özetle söylemek gerekirse bir kadın doğum kontrol hapı kullanımına başlarken gebe kalabilme açısından neredeyse, yani gebe kalabilirliği ne düzeydeyse, hapı bıraktıktan sonra bu özelliğine geri dönecektir. Dikkat edilmesi gereken nokta kadının doğum kontrol hapını kullanma süresidir. Örnek olarak 30 yaşında hap kullanmaya başlamış bir kadın kullanıma 5 yıl sonra son verdiğinde gebe kalabilirliği azalmış oacaktır. Bu azalmanın nedeni 5 yıl boyunca hap kullanması değil, gebe kalabilirlikte yaşa bağlı olarak doğal olarak görülen azalma eğilimidir.
Kanser yapar...
Elimizdeki veriler doğum kontrol hapı kullanımının rahim ve yumurtalık kanseri ortaya çıkma riskini azalttığını göstermektedir. Meme kanseri konusunda veriler çelişmekle beraber, haplar muhtemelen 5 senelik kullanımda bu kanser türünün ortaya çıkma riski üzerinde etkisizdirler.Daha uzun süreli kullanımda hapların meme kanseri riskini artırdığına dair bulgular mevcut olmakla beraber kesin bir bilgi yoktur.
Rahimağzı kanseri üzerinde hapların bir etkisi olmasının beklenmemesiyle beraber, hap kullanan kadınlarda rahimağzı kanserlerinin öncüleri daha sık yakalanmaktadır. Bunun nedeni muhtemelen hap kullanan kadınların yıllık jinekolojik muayenelerini aksatmamaları ve rahimağzı kanseri öncüsü lezyonların papsmear kanser tarama testiyle henüz belirti vermeyen bir aşamada saptanabilir olmasıdır.
Her gün aynı saatte alınmalıdır, unutulursa gebe kalınır...
Hapları almak için hatırlamanız gereken yanlızca şudur: Günde bir kez ve günün aynı zaman diliminde (tercihinize göre sabah, öğlen veya akşam). Bir günden diğerine üç dört saatlik bir farklılığın hiçbir olumsuz etkisi yoktur.
Bir gün hap almayı unutursanız, ertesi gün iki tane birden aldığınızda hapların koruyuculuğunda bir azalma olmaz. Bunu alışkanlık haline getirmediğiniz sürece her adet döngüsünde ilacı bir veya iki kez unutmanızın hapların koruyuculuğu üzerinde olumsuz bir etkisi olmaz.
Rahim İçi Araç (Spiral)
Koruyuculuğu düşüktür...
Spiral koruyuculuğu oldukça yüksek bir yöntemdir, ancak her yöntemde olduğu gibi spiral kullanımı esnasında da gebe kalma riski vardır.
Sizin yakınlarınızdan veya arkadaşlarınızdan "spiralle gebe kaldı" ifadesini nispeten sık duymanızın nedeni spiralin toplumda oldukça sık kullanılan bir yöntem olması ve insanlarda "hayret yaratan bu durumun" dilden dile hızlı bir şekilde aktarılmasıdır. Hormonlu spirallerin gebelikten koruyucu etkileri son derece yüksektir.
Doğum yapmamış kadınlara takılamaz...
Spiral ilk icad edildiği yıllarda gerçekten de spiral şeklinde olan, oldukça kalın bir alet idi ve takması ve çıkarması son derece zordu. Özellikle daha önceden doğum yapmamış olan kadınların rahimağızları daha sıkı ve sert olduğundan bu durumlarda RİA takılması son derece zordu.
Günümüzde halen spiral kelimesi kullanılsa da artık RİA'lar son derece incelmiş olup kolay bir şekilde takılıp çıkartılabilmektedir.
Diğer yöntemler gözden geçirildikten sonra etkili başka bir yöntem bulunamadığında daha önceden doğum yapmamış olan kadınlara da spiral takılabilir.
Mutlaka adet kanaması döneminde takılmalıdır...
Spiralin adet kanaması döneminde takılmasının tercih edilme nedeni adet görmenin bir anlamda gebe olunmadığının bir göstergesi olarak kabul edilmesidir.
Yine adet görme esnasında rahimağzı hafifçe açılmış olduğundan takılması da daha kolay olmaktadır.
Kadının gebe olmadığından emin olunduğunda, spiral herhangi bir günde takılabilir.

Takvim Yöntemi
Adet kanaması devam ederken gebe kalınmaz...
Üreme çağında olan bir kadın, teorik olarak adet döngüsünün her gününde gebe kalabilir. Kadının gebelik oluşumu açısından en elverişli günleri yumurtlamanın olduğu gün ve bundan önceki üç gündür. Spermler üç gün boyunca genital kanalda bekleyebilir ve yumurtlama sonrası ilk 12-24 saatte döllenmesi gereken yumurta hücresine ulaşıp onu dölleyerek gebeliği başlatabilirler.
Spermlerin üç günden daha fazla, 7 güne kadar yaşayabileceği bilinmektedir. Bu durumda örnek olarak adet kanaması devam ederken girilen bir ilişkide genital kanala giren spermler, adet döngüleri kısa olan (yani yumurtlaması döngünün 14. gününden önce olan ve böylece bir adet kanamasının ilk gününden diğer adet kanamasının ilk gününe geçen süre 28 günden kısa olan) bir kadında veya adet döngüsü 28 gün olmasına karşın yalnızca o aya özgü olarak tesadüfen daha kısa sürmüş bir kadında yumurta hücresini bulup gebeliği başlatabilirler.
Takvim yönteminin nispeten başarısız bir yöntem olmasının nedeni kadında ne zaman yumurtlama olacağının %100 doğrulukla tahmin edilememesidir.
Dışa Boşalma
Bu yöntemi kullanırken sıklıkla yapılan hata, spermlerin yalnızca ejakulasyon sıvısında (yani meni sıvısında) bulunduğunun sanılmasıdır. Halbuki ejakülasyon öncesi dönemde penisten dışarı salınan az miktardaki şeffaf ve kaygan sıvıda da spermler az miktarda da olsa bulunmaktadırlar. Bazı durumlarda bu az sayıda spermler bile gebeliği başlatmak için yeterli olabilmektedir.
Gerçek birleşme olmadan gebe kalınmaz...
Gerçek bir birleşme olmaksızın da gebe kalmak mümkündür. Bu, oldukça düşük bir ihtimal olmasına karşın, özellikle vajinanın giriş kısmına yakın olan boşalmada, spermler ejakulasyon esnasında penisten belli bir hızla dışarı "fışkırma tarzı" atıldıklarından spermlerin bir kısmının vajinaya girmesi ve buradan genital kanalın içine doğru ilerleyerek gebeliği başlatması mümkündür.

Hamilelik Sürecinde Neler Yapılmalıdır, Zayıf hamilelik sağlıklı

Zayıf hamilelik sağlıklı mı?

Sürekli zayıf görmeye alışık olduğumuz göz önündeki insanların başlattıkları "zayıf hamilelik" konusu kafaları karıştırmış durumda. "Hamilelik boyunca ne kadar kilo almak normal, fazlası ve azının ne gibi tehlikeleri var?" sorularını Op. Dr. Oktay Özçörekçi ile konuştuk.

Son yıllarda "zayıf hamilelik" konusu çok konuşulmaya başladı. Ebru Şallı'nın ardından Demet Şener de zayıf hamileler listesindeki yerini aldı. Onlara uymak isteyen anne adayları ise, kilo almamak adına bilinçsizce, bir uzman doktordan yardım almadan sıkı bir diyet programına başlıyorlar. Bu da, hem annenin hem de bebeğin sağlığını tehlikeye atmak anlamına geliyor. Diğer taraftan bunun aksi durumda da aynı tehlike söz konusu. Yani ne güzellik uğruna zayıf kalmak ne de tamamen kendini salıverip yemeklere kaptırmak doğru. Unutulmaması gereken en önemli nokta; hamilelik döneminde "kilolu" hissetmek ve kendini beğenmemek geçici bir durum.

Bir gebelik, annenin son regl tarihinin ilk gününden itibaren 28 günlük ay takvimi hesabıyla 10 ay (40 hafta ya da 280) gündür. Gebelik sırasında ortalama toplam 11-14 kilo alınmasına karşın, yalnızca bir kilo gibi küçük bir oranı "ilk üç aylık dönemde" alınır. Bunun 3-3,5 kilosu bebek ve eklerine (plasenta ve poş suyu), gerisi de her ay başına bir kilodan 10 ayda10 kg. olarak anneye aittir. İlk üç aylık dönemde, ceninin taslağı, tüm önemli yapıları ve organ sistemleri oluşur. 12. haftada cenin, ortalama 7 cm uzunluğunda ve 28 gr. ağırlığındadır. İkinci üç aylık döneme, "altın dönem" de denir. Bu dönemde, bulantı azalır, uyku düzelir, iştah artar. Buna bağlı olarak kilo artışı olur. Gebelikte kilo artışının aşırı olmaması; gebelik öncesi ağırlığına bağlı olarak; yerleşmiş kilonun üzerine biraz daha fazla kilo binmesiyle şişmanlığın getirdiği yeme-acıkma, acıkma-yeme kısır döngüsü gebelikle beraber daha belirgin yaşanmasından kaynaklanıyor. Bu nedenle, gebelik öncesi fazla kilolardan kurtularak hamileliğe başlanırsa, bu yeme-acıkma kısır döngüsünün önüne geçilebilir. Zayıf hamileler, uzman kontrolünde gebelik öncesi fazla kilolarını atarak sağlıklı beslenip, bebek ve anne sağlığı için koruyucu bir programa tabi tutularak hazırlanıyorlar. Adeta bir sporcunun maratona hazırlanırken antrenör kontrolünde bilinçli olarak mücadeleye hazırlanması gibi. Bu anlatılanlara iki örnek; medyanın gözünün hep üzerlerinde olduğu ünlü mankenlerden Ebru Şallı ve Demet Şener. Görsel basında değişimlerini izlediğimiz bu mankenler, gebelikleri öncesi fazla kilolarını atmaları bir tarafa, meslekleri uğruna fedakarlık yaparak kendi normal bedenlerinin de altına inip trend bir tabirle adeta "sıfır beden" olarak hamileliklerine başladılar. Mutlaka uzmanlar kontrolünde yapılması gereken bu sağlıklı az kilo alarak geçirilen hamilelik, doğum sonrası kilolarından kısa sürede kurtulmak için yardımcı olur. Ancak unutulmaması gereken; fazla kilo almamak uğruna hem annenin hem de bebeğin hayatını tehlikeye atmak kötü sonuçlar doğurabilir.

Sağlıklı Hamileliğin Yol Haritası


Sağlıklı bir hamilelik süreci geçirilmediği takdirde bebeği kaybetme riskinin yüksek olduğunu belirten uzmanlar, sağlıklı yaşam kurallarının bebeği ve anne yi koruyacağını bildirdi.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tıraş, bebek sahibi olmak isteyen ve bebeğini kucağına alacağı günü sabırsızlıkla bekleyen bayanlara altın değerinde öğütlerde bulundu. Tıraş, bu heyecanlı yolculukta mutsuz olmamak için en az 3 ay önceden bir uzmana başvurmak ve şeker hastalığına karşı test yaptırmak gerektiğini kaydetti.

Sağlıklı yaşam kuralları hem bebeği hem anne yi koruduğunu söyleyen Prof. Dr. Tıraş, şeker düzeyi yükseldikçe bebek ve anne de risklerin arttığını anlattı. Prof. Dr. Tıraş, “Tabii troid bezinin iyi çalışmaması da bebeği riske atan bir başka durum.

Troid bezi iyi çalışmıyorsa bebek te geri zekalılık ihtimali yüksek. Folik asit kullanımı da anne olmadan önce bebeğinizin gelişimi için oldukça önemli. Gebe kaldıktan sonra ise düzenli kontrol bebeğinizle ilgili önemli ipuçları veriyor. 11-14. haftalarda 2′li test, 16-18. haftalarda 3′lü test, kalp testi yapılmalıdır” dedi.

 

Testlerin yanı sıra anne adaylarının beslenme lerine dikkat etmeleri, ilk 3 ay özellikle kafein ve çiğ et alımına kısıtlama getirmeleri gerektiğini söyleyen Tıraş, özellikle 26. haftadan itibaren protein ağırlıklı beslenme nin önemli olduğunu kaydetti

Gebelik Süresince Nelere Dikkat Edilmeli ?


  • Sigara ve alkol kullanmayınız.
  •  Hekim önerisi dışında ilaç almayınız.
  •  Hekiminizin önerdiği demir ilacını düzenli olarak kullanınız.
  •  Uzun süre ayakta durmayınız.
  •  Günlük işleriniz sırasında kendinizi yormayınız.
  •  Bisiklet sürme, tenis oynama, kayak yapma gibi sporlardan uzak durunuz.
  •  Mesleğiniz gereği de olsa ağır nesneler kaldırmaktan, zararlı metal, kimyasal madde ve radyasyondan uzak durunuz.
  •  Yolculuktan önce doktorunuza danışınız.
  •  Bol ve rahat giysileri seçiniz.
  •  Alçak topuklu rahat ayakkabılar giyiniz.
  •  Pamuklu iç çamaşırları giyinin ve iç çamaşırlarınızı günlük olarak değiştiriniz
  •  Yüzük ve bilezik gibi takılar takmayınız.
  •  Diş bakımına özen gösterin. Sabah uyanınca, akşam yatmadan önce ve her öğünden sonra yumuşak fırça ile, yavaş haraketlerle dişlerinizi fırçalayınız.
  • Röntgen ışınlarından sakının. Çok fazla zorunlu olmadıkça radyolojik inceleme yaptırmayınız.
  • Her türlü canlı aşıdan sakınınız (Gerekli durumlarda salk polio aşısı, tetanoz  aşısı yaptırmanın sakıncalı olmadığı aklınızda bulunsun.
  • Düşük riski yok ise son aya kadar cinsi ilişkide bulunmakta sakınca yoktur.
  • Haftada en az bir kez ayakta; duş alır biçimde, ılık su ile banyo yapın.
  • Meme bakımına özen gösteriniz.
  • Sarkmayı önlemek için çok sıkı olmayan askılı, pamuk dokumalı sütyen giyiniz.
  • Dolgunluğu önlemek için hafif parmak dokunuşları ile masaj yapınız.
  • Bol su içiniz.
  • C vitamini ve kalsiyum yönünden zengin gıdalar (Turuçgiller, süt ve süt ürünleri) seçiniz.
  • Lifli besinleri tercih ediniz.
  • Gebelik boyunca 10-12 kg'dan fazla kilo almamaya özen gösteriniz.
 Aşağıda durumlarda hemen hekime başvurunuz;
  • Vajinal kanama: Düşük olasılığını gösterir. Bebeğin olduğu kadar annenin de yaşamını etkileyebilir.
  • Karında belirgin, sürekli ya da aralıklı ağrı olması: Dış gebelik, düşük, erken doğum belirtisi olabilir.
  • Fetus hareketlerinin artması ya da azalması. Fetusun sıkıntı içinde olduğunu gösterir.
  • Yüksek ateş titreme: Enfeksiyon belirtisidir.
  • Bulanık ya da bozuk görme,
  • Şiddetli baş ağrısı,
  • İnatçı kusma,
  • İdrar yaparken yanma, zorluk ya da az idrar çıkarma: İdrar yolları enfeksiyonunu gösterir.
  • Ellerde ayaklarda ya da yüzde şişme: Böbrek işlevlerinde bozukluğu gösterir.

Gebelikte Beslenme,gebelikte beslenme,gebelik ve bebek


Gebelikte Beslenme

Hazırlayan : Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi
Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı
Gebelik anne adayı olmak, eşine ve kendine benzer bir canlıyı vücudunda taşımak çok özel ve sorumluluk isteyen bir süreçtir. Bebeği içinde hissetmek, yavaş yavaş artan ağırlık, değişen fiziksel görünüm, anneye başka bir güzellik katar.
Bebeğin büyümesi, sağlıklı olması, ruhsal, fiziksel, zihinsel yönden iyi gelişmesi annenin sağlığı ve beslenmesi ile doğru orantılıdır.
Annenin gebelik öncesi fiziksel gelişimini tamamlamış olması, besin depolarının yeterli olması ve doğum yaşı hem bebeğin hem de annenin sağlığını koruyacak en önemli etkenlerdir. Çünkü bebek annenin besin yedeklerinden ve gebelik boyunca tükettiklerinden kendisi için lazım olanları seçip alarak, büyür beslenir.
Gebelik süresince bebek iyi beslensin diye fazla yemek, dengesiz beslenmek doğru değildir. Ama doğum sonrası eski görünüme kolayca ulaşmak için az yemek ise hiç doğru değildir.
İnsan yaşamında beslenmenin çok önemli ve çok özel olduğu devrelerden biri olan gebelik, anneye topluma sağlıklı bireyler kazandırma sorumluluğunu vermiştir. Anne iyi ve doğru beslenmezse ölü doğum, erken doğum, düşük ağırlıklı doğum, bedensel ve zihinsel özürlü doğumlar gibi tehlikelerle karşılaşabilir. Kendisinde ise kansızlık, tansiyon problemleri, vücutta su tutulması, yorgunluk, diş kayıpları ve kemik problemleri olabilir.
Gebelikte sindirim Sorunları
Gebeliğin ilk üç ayında uyum problemleri nedeniyle bulantı ve kusmalar görülür.Yiyecekleri tüketmede zorluklar olur. Sözü edilen uyum problemleri her annede olacak değildir. Bu ilk dönemde kusma ve bulantıyı tetikleyen şartları mümkün olduğunca ortadan kaldırmaya, biraz sakinleştikten sonra başka yiyecekler tüketmeyi denemeye çalışmalıdır.
Çok yağlı yiyecekler, fazla sulu yemekler, ağır kokulu baharatlar, lahana, karnıbahar ve et, kavrulmuş soğan kokuları bulantı ve kusmayı tetikler. Pişerken kokusu ile zaten hassas olan anneyi uyaran yiyecekler ya başka yerde pişmeli, ya da bunların yerine uygun değişimler kullanılmalıdır. Örneğin et yerine balık, tavuk, hindi eti tüketilebilir.
Kış sebzelerinden havuç, patates, ıspanak tüketilebilir. Limon ,yoğurt yemeklerde tüketimi kolaylaştırır.Limon hem C vitamini olarak hem de rahatlatıcı olarak kullanılabilir.
Genelde sabahları yataktan kalkınca başlayan bulantılarda bir dilim peynir, bir iki grissini rahatlık sağlar.
Sıvı yiyecekleri az tüketmeye ve yemek sonrası bir süre dinlenmeye özen gösterilirse problemler azalabilir. Az ve sık beslenmek de yaralıdır.
Kabızlık ileri aylarda görülebilen problemlerdendir. Kabuğu ile yenen meyveleri tüketerek,her öğünde sebze ve salataya yer vererek busorunun önüne geçebiliriz. Günlük yürüyüşleri ve su tüketiminide ihmal etmemeliyiz.
Gebelikte Doğru ve Yeterli Beslenme
Annenin günlük yaşantısını sürdürecek yeterli enerji ve besin öğelerini alırken fazladan alacağı protein, enerji, vitamin ve mineraller hem kendisi hem de doğacak bebeğin sağlıklı olmasının garantisidir.
Normal bir gebelik sürecinde annenin kendi gereksinimine ek olarak tükettiklerinin bebeğe aktarılması annenin yaklaşık 10-12 kg alması demektir. Bu artışı sağlayabilmek için ek olarak günlük 20 gr. Protein, 15-20mg. Demir, 500mg. Kalsiyum ve ortalama 300 kalorilik enerji artışı gereklidir.
Doğru beslenme ve gebelik durumunun özellikleri nedeniyle gereksinmelerin çeşitli yiyecek guruplarından sağlanması gerekir.
Yiyecekler vücudumuzda çeşitli görevler yaparlar. Aynı görevleri yapan yiyeklerden besin gurupları oluşturulmuştur. Gurup seçeneklerinden birini tüketmiyorsanız bir diğerini yiyerek de doğru beslenebilirsiniz.
ET, YUMURTA, KURUBAKLAGİL GRUBU: Beyin, kas, kemik ve dişlerin gelişimi ve kan yapımında görevlidir. Protein ve demir gereksinimini karşılarlar.
SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ: Kemik, diş gelişimi ve büyüme ile görevlidirler. Protein ve kalsiyum kaynağıdırlar.
SEBZE VE MEYVELER : Büyüme ve gelişme için vitamin ve mineralleri sağlarlar.
TAHILLAR: Enerji ve B gurubu vitaminleri içerdiklerinden büyüme ve gelişmeye yardımcı olurlar.
YAĞLAR VE ŞEKERLER : Sadece enerji içerirler. Enerji gereksinimine yardımcı olurlar.
Yeterli ve dengeli beslenmede dikkatli bir şekilde tüketmek zorunda olduğumuz bu besin guruplarını gebelikte de aynı özenle tüketmeliyiz ki sağlıklı yaşayabilmek için doğru beslenme alışkanlıklarını kazanabilelim.
Gebelikte Dikkat Edilmesi Gereken En Önemli Nokta
Yaş, boy ve hareket durumumuza göre uygun ağırlıkta gebeliğe başlamaktır. Çok kilolu bir gebeyi zayıflatmak bu süreçte doğru değildir, kilosunu korumaya çalışmak, ilk üç ayda enerji eklemesi yapmamak, dördüncü aydan sonra enerji kısıtlamasına gitmemek gerekir. Daha yüksek enerjili yiyeceklerden daha fazla almasına engel olarak, gebelik için gerekli besin ögelerini alarak gereksinmelerini karşılamak esastır.
Ergenlik çağında olan, ya da yaşantısı gereği çok hareketli gebelerde ise mutlaka olması gereken kilonun sağlanması ek olarak gebelik için artan gereksinimin karşılanması sağlanmalıdır.
Gebelikte ağırlığın takibi çok önemlidir. İlk üç ayda 0,5-1 kg, sonraki aylarda ise ortalama 1.5-2.0 kg, ağırlık kazanması uygundur. Çok zayıf gebelerde, yetersiz ve dengesiz beslenenlerde düşük ağırlıklı doğum, erken doğum, ölü doğum, zihinsel ve bedensel özürlü doğumlar görülebilir. Annede anemi, kemik ve diş kayıpları, preeklempsi, vücutta su tutulması (ödem), iş gücü kaybı, halsizlik görülme oranı yüksektir. Çok kilolu gebelerde hipertansiyon, şeker hastalığı, doğum güçlükleri gibi problemler görülebilir. Bu nedenle anne adaylarının gebelik öncesi kontrolleri yapılması, gebe kaldıktan sonra her ay beslenme ve kilo izlenmesinin yapılması gerekmektedir.
Gebelik Döneminde Tüketilmesi Gereken Besinler ve Ölçüleri
BesinMiktarı
SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ2 Su Bardağı süt veya yoğurt 1 porsiyon peynir (2 dilim) veya 2 yemek kaşığı çökelek
ET ,YUMURTA ,KURUBAKLAGİLLER1 Yumurta
1 porsiyon et, balık, tavuk, hindi (60-90gm.)
1 porsiyon kurubaklagil yemeği (120gm)
TAZE SEBZE VE MEYVELER2 Porsiyon pişmiş taze sebze
3 porsiyon çiğ taze sebze
2-3 adet orta boy meyve veya taze meyve suyu
TAHILLAR6-8 İnce dilim ekmek
1 porsiyon pilav veya makarna
1 porsiyon çorba
YAĞLAR3-4 Silme yemek kaşığı sıvı yağ
ŞEKERLER1-2 Tatlı kaşığı bal, reçel veya pekmez

Örnek Yemek Listesi
SABAH:





     1 bardak süt,  1 yumurta,  1 dilim peynir,  1 orta dilim ekmek,  1 domates, 1 salatalık, maydanoz, yeşil biber, dereotu v.b
KUŞLUK:
     1 meyve + 1 bardak ayran + 1 ince dilim ekmek
ÖĞLE:




     1 Porsiyon etli kurubaklagil yemeği  1 porsiyon pilav veya makarna  1 bardak ayran  1 porsiyon salata  1 orta dilim ekmek ,1 adet meyve
İKİNDİ:
     1 dilim ekmek+ 1 dilim peynir + domates , salatalık + 1meyve
AKŞAM:



     1 porsiyon et, balık, tavuk (sebzeli)  1 porsiyon zeytinyağlı sebze yemeği  1 bardak ayran,  1 porsiyon salata , 1orta dilim ekmek
GECE:
     1 su bardağı süt veya 1 porsiyon sütlü tatlı + 1 porsiyon meyve
Kahvaltıda veya ara öğünlerde 5 zeytin, 1tatlı kaşığı bal, pekmez, reçel tüketilebilir. 1 porsiyon meyve 1orta boy elma, portakal veya küçük bir salkım üzüm, ince bir dilim karpuz veya kavun, yarım muz veya greyfrut olabilir.
Gebelikte Beslenmede Dikkat Edilecek Noktalar








     Çay, kahve gibi içeceklerin yemekle birlikte tüketiminizi azaltıp, yerine ayran, süt, meyve sularını tercih ediniz. Her öğünde mutlaka C vitamini kaynakları tüketiniz.  Sebze ,meyve, kurubaklagilleri iyice yıkamadan tüketmeyiniz.Sebzelerin ,makarnanın haşlama sularını dökmeyiniz, ya suyunu çektirerek pişiriniz ya da sularını çorbalarda kullanınız  Sigara,alkol kullanmayınız, Sigara dumanına maruz kalmayınız.  Yemeklerde iyotlu tuz kullanınız. Tansiyon yüksekliklerinde yemekleri tuzsuz pişiriniz.  Hazır gıdalardan kaçınıp doğal besinler tüketiniz. Hazır içecekler, hazır çorbalar, ve mevsimi olmayan sebze ve meyveleri tüketmeyiniz.  Et, balık, tavuk, kurubaklagil tüketimini birer gün ara ile yaparak tek düzelikten kurtulup bıkkınlık yaratmadan doğru besleniniz.  Süt içemiyorsanız yoğurt veya ayran tüketiniz. Peynir yerine çökelek tüketebilisiniz.  Yağda kızarmış hamur tatlıları yerine, meyve veya sütlü tatlıları tercih ediniz.

UNUTMAYINIZ !.. Annenin ve bebeğin sağlıklı olmaları; annelerin gebelik öncesi sağlığı, besin yedeklerinin durumu ve gebelik boyunca kendileri ve bebekleri için yeterli ve dengeli beslenmelerine doğrudan bağlıdır.
BEBEĞİNİZ SİZİN YEDİKLERİNİZDİR.

Yaz Sıcakları ve Gebelik


Yaz Sıcakları ve Gebelik


Hazırlayan :Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu
 
Gebelik !
Kutsal, gururlu ve zor !!! Hele de yaz sıcaklarında...
Anne adayının her yönüyle kendisine daha çok dikkat etmesini gerektiren bir dönemdir gebelik. Sağlıklı bir bebek sahibi olabilmek ve rahat bir gebelik geçirebilmek her annenin ve babanın arzusudur. Bu sadece yaşadığımız topluma sağlanacak bir katkı değil, aynı zamanda tüm evrene de bir kazanç olarak kaydedilecek bir uğraşıdır.
Çevresel faktörler özellikle gebelik döneminde kadınları diğer zamanlara göre daha fazla etkiler. Sadece kadınları mı ? Bütün evi etkiler, Toplumun olduğu gibi ailenin de temel direği olan kadını etkileyen her şey hepimizi etkiler.
Özellikle yazın sıcak aylarında gebeliğin getirdiği yük biraz daha ağırlaşır. Bu dönemde anne beslenmesine, giyimine, temizliğine daha çok dikkat etmelidir. Çünkü sıcak ek bir yük olarak gebeliğe eklenir.
Yeryüzüne ulaşan güneş - ya da ultraviyole - ışınlarının insan ve insan derisi için pek çok faydasının yanısıra gözardı edilemeyecek zararları da vardır. Yaşamın diğer dönemlerinde olduğu gibi gebelik döneminde de güneşten bilinçli şekilde yararlanılmalıdır. Tüm biyolojik olayların başlaması ve sürdürülmesi, kemik yapımına yardım eden vitamin D’ nin üretimi, hastalık yapan mikropların yok edilmesi ve insan psikolojisine olumlu etkileri ile güneş ışınlarının yaşamsal gerekliliği tartışılamaz. Ancak bu ışınların güneş yanığı, deri kanseri oluşumu, çeşitli alerjik reaksiyonlar ve erken deri yaşlanmasına yol açtığı, hele de ten rengi açık olan insanlarda bilinen gerçeklerdir. Bu nedenle gebelerin, özellikle 11.00-15.00 saatleri arasında güneş ışınları daha dik ve etkili geleceğinden, gün ortası saatlerde dışarı çıkmamalarında fayda vardır. Geniş kenarlı şapkalar, güneş ışınlarını yansıtan açık renkli giysiler ve sağlıklı güneş gözlüklerinin kullanılması yararlı olur. Yaz aylarında herkesin ve özellikle yüksek risk grubunda olan gebelerin, bilinen güneşin zararlı ışınlarının köyü etkilerini azaltan koruyucu kremleri kullanmak gebeliğe zarar vermez, aksine koruyucu etkileri gebeyi rahatlatacaktır. Bu arada bu çok faktörlü kremlerin çocuk, hatta bebeklerde de kullanılması yararlı olacaktır. Yazın özellikle güneş ışınlarından yararlanmak için, ışınların dik gelmediği, şiddetinin daha az olduğu sabah ve öğleden sonra güneşlenmek, gebelik döneminde daha çok tercih edilmelidir.
Güneş sadece ışınları ile değil, ısısıyla da dünyamıza yarar sağlamaktadır. Ancak bu her zaman herkese uygun olmaz, örneğin gebelikte zaten az da olsa yükselmiş vücut ısısı nedeniyle yaz sıcakları gebeliği yorucu hatta bazen riskli kılar. Sıcaklık artışları kan basıncının da artmasına neden olabilir, yada buna eğilim varsa ortaya çıkarabilir. Bu nedenle gebelerin günün sıcak saatlerinde korunmasız olarak dolaşmaları, kan basıncında artışlara ve bunun neden olabileceği istenmeyen hastalıklara yol açabilir. Bu nedenle yazın ter emici, rahat, hafif, kolay değiştirilebilir ve yıkanabilir giysilerin tercih edilmesi gerekir.
 
Aşırı sıcaklarda gebelerin dikkat etmesi gereken bir diğer önemli konuda besin zehirlenmeleridir. Özellikle yaz aylarında yiyecekler hızla bozularak, toksin ve bakteri oluşumuna neden olurlar. Açık yerlerde satılan ve temiz izlenimi vermeyen gıdaların tüketilmemesi oluşabilecek hastalıkların önlenmesinde önemli yer tutar.
Gebeliğin ilerleyen dönemlerinde sık sık, ancak azar azar yemek yemek yararlıdır. Bu yemek düzeni yazın daha da önem kazanır. Böylece gebeliğe bağlı olarak büyüyen rahimin basınç etkisi azaltılacak, mide yanması gibi yakınmalar olmayacak ve zaten ileri gebelik dönemlerinde zorlaşan nefes alıp verme bir kat daha zorlaşmayacaktır.
 Yaz aylarında bol miktarda sıvı gıdalar tüketilmeli, terlemeyle vücuddan eksilen tuz ve su muhakkak alınmalıdır. Teleme ile kaybedilen tuz ve mineraller,  dengeli bir şekilde daha çok taze meyveler ile karşılanmalıdır. Gebelikte süt ve süt ürünlerinin tüketilmesi yararlıdır, gerek protein ve gerekse mineraller özellikle kalsiyum bu yolla sağlanabilir. Yağlı gıdalardan kaçınmak hele de yaz sıcaklarında kaçınmak  gerekir. Terleme ile kaybedilen sıvının yerine konması anne adayı ve bebek için çok önemlidir. Günde en az 2,5 litre sıvı alınması gereklidir yazları. Ancak daha çok su tüketmenin yararları daha fazladır. Taze meyve suları kolalı ve kutu meyva sularına tercih edilmelidir. Bilindiği gibi çoğu kutu meyve sularında çabuk bozulmalarını önlemek amacıyla konulan özellikle anne karnında gekişmekte olan bebeğe zararlı kimyasal maddeler vardır, bu nedenle tüketilmeleri sakıncalı olur.
Alkol ve sigara kullanmanın ne sağlıkla nede gebelikle bağdaşmadığını bir kez daha hatırlatmakta yarar var ! !
Sıcakta terlemeyle birlikte deride birçok bölge nemli kalacağı için mantar enfeksiyonlarına yaz aylarında daha rastlanır. Bu nedenle özellikle vücudun kıvrımlı bölgeleri kuru tutulmaya çalışılmalı ve sık sık ılık duşlar yapılmalıdır. Özellikle vajinal enfeksiyonlar erken doğuma yol açabileceği için vajinal akıntılarda veya idrar yolları iltihabını düşündürecek bulgular – idrar ederken yanma, koyu ve kokulu idrar etme, sık sık idrara çıkarma gibi – varlığında hemen hekime başvurulmalıdır.
Hastalıklar ortaya çıkmadan önlenmesi her zaman daha kolay ve daha az yorucudur. Çok küçük noktalara dikkat edilerek ileri de oluşabilecek sorunlar engellenebilir.
Sağlıklı ve mutlu gebelikler.......

Gebelik ve Diayabet,Şişman gebeler


Gebelik ve Diayabet


Hazırlayan :Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu
 
Gebelik doğal bir olay olmasına karşın gebelik sürecinde anne ve bebeğin sağlığını tehlikeye sokabilecek birtakım olaylar gerçekleşebilir. Normal seyreden gebeliklerde bile anne adayının vücudunda meydana gelen bazı istenmeyen değişiklikler, anne ve bebeğin yaşamını tehdit edebilir. Bu nedenle anne adayları gebelik öncesinde gerek vücudun böbrekler, karaciğer, solunum sistemi, kalb ve damar sistemi, kan şekerini ve kan yapısı gibi temel fonksiyonları ve gerekse de özellikle düşüklere ve sakat bebeklere neden olabilen toksoplazma, herpes (uçuk), kızamıkçık, ve benzeri virütik hastalıkar açısından sıkı bir tıbbi kontrolden geçmeli, ve bir sakınca yoksa öyle gebeliğe karar verilmelidir. Aksi taktirde bu sorunlar anne adayını ve hiçbir şeyden haberi olmayan bebeği zor durumlara sokar, hatta ölümlerine yol açabilir !
Bu nedenle gebelikler kazara değil planlanarak, olmalı diyoruz, “aile planlaması” diyoruz. Böylece doğum öncesinde anne adayında ortaya çıkabilecek sorunlar saptanır ve tedavi edilebilir.
 Anne adayı daha önceden tamamen normal olsa da gebelik nedeniyle ortaya çıkabilecek problemlerin başında şeker hastalığı (diabet) gelir. Diabetes mellitus (şeker hastalığı) insulin salgılanması ve/veya insulin etkisindeki eksiklik sonucunda ortaya çıkan vücudun temel yapı taşları olan ve gıdalarla alınan karbonhidrat, yağ ve protein kullanımındaki  bozuktur. Dünya Sağlık Örgütü diabeti 3 sınıfta toplamıştır. Bunlar diabetes mellitus, bozulmuş glikoz toleransı ve gebelikte ortaya çıkan diabettir. Gebelikte ortaya çıkan diabet gebelik öncesinde aşikar olmayan belirti vermeyen ancak gebelikle belirti veren diabet olarak tanımlanabilir. Bu hastaların daha önceden bilinen diabetleri yoktur. Gebelikte ortaya çıkan diabetlilerde doğum sonrasında glukoz kullanımı  düzelebilir, bozuk veya diabetik olarak devam edebilir.
 Gebeliklerin yaklaşık % 0,2 - % 0,3’ünde anne adayı daha önceden diyabet tanısı almış iken gebelikte ortaya çıkan diabetin görülme sıklığı % 1 - 4 arasında değişir. Bu oranlara göre Türkiye’de 15 ile 75 bin diyabetik anne bebeği doğduğu anlamına gelmektedir. Dünyada ise günde 135 bin gebeliğin gebelikte ortaya çıkan  diabet ile birlikte olduğu bilinmektedir. Görüldüğü gibi hiç de küçümsenecek bir durum değil !
 Gebelikte ortaya çıkan diabetin tanısı için 24-28. gebelik haftasında bütün gebelere tarama amaçlı 50 gr. glukoz  testi yapılmalıdır. Gebelik kontrolleri sırasında annelerin riskleri belirlenmeli ve oluşabilecek komplikasyonlar yönünden anneler uyarılmalıdır.
25 yaşından küçük olanlarda, normal kiloya sahip olanlarda, ailede diabet öyküsü bulunmayanlarda, daha önceki gebeliklerinde herhangi bir sorun yaşamamış olanlarda  gebeliğe bağlı diyabet daha az görülür.
Şişman gebeler, daha önceki gebeliklerinde diabeti olanlar, ailede diabet öyküsü bulunanlar, yaşlı anneler, tekrarlayan düşükleri olanlar, izah edilemeyen anomalili bebek doğuranlar, tekrarlayan vajinal ve üriner enfeksiyonu olanlar ve bebeği normalden iri (4500 gr’ ın üzerinde bebekler) olanlarda daha diabet gelişme riski yüksektir. Bu nedenle önceki gebeliklerinde 4500 gr’ın üzerinde doğum yapanlara ise tanısal amaçlı oral glukoz tolerans testi uygulanmalıdır.
 Gebeliğe bağlı diabet ile annenin hastalıkları ve bebeklerin hastalıkları ve ölümleri arasında yakın bir ilişki vardır. Gebeliğe bağlı diabette, bebekte aşırı irilik, yeni doğan yani hemen doğum sonrası bebekte kan şekeri düşüklüğü, kan hücrelerinde bozukluk ve  sarılık riski artar, gebeliğe bağlı yüksek tansiyon daha sık görülür, bebeğin rahimde içinde bulunduğu sıvı olan amniyon sıvısındaki artış ve buna bağlı ters gelişlere sık rastlanılır. Bu nedenle bu hastalarda doğum daha çok sezaryen ile gerçekleştirilmek zorunda kalınabilir.
 Gestasyonel diabet öncelikle diyet yani beslenmenin düzenlenmesi ile  tedavi edilmelidir. Diyet % 50 - 55 karbonhidrat, % 30 yağ ve % 20 protein içermelidir. Günlük alınması gereken kalori miktarı ise gebelik öncesindeki ideal kiloya göre hesaplanır ve kilo başına 30-35kcal’dır. Bunun düzenlenmesini diyetisyenler yapar. Şişman hastalarda kalori miktarı daha da düşürülebilir. Diyet tedavisinde amaç kilo kaybı ile insüline olan doku cevabını artırmaktır. Hastaların bu dönemde demir ve kalsiyum ihtiyaçları karşılanmalıdır. Hastalar günlük aktivitelerine devam etmeli, egzersiz ve yürüyüşlerle kilo vermeye çalışmalıdır. Eğer diyet ve egzersizlerle kan şekerleri normal seviyelerde tutulamıyorsa (açlık kan şekeri <105mg/dl, tokluk kan şekeri < 120 mg/dl olmalıdır) tıbbi tedavi uygulanma gerekliliği vardır. Ağızdan alınan antidiyabetik ilaçlar muhtemel teratojenik etkileri nedeniyle tercih edilmedikleri için bu hastalara insulin tedavisi uygulanır.
 Gebelikleri sırasında diabet tanısı alan hastalar doğumdan sonra da izlenmelidir. Doğumu takiben 6-8. haftalarda 75 gr lık glukoz tolerans testi ile kalıcı diabetin oluşup oluşmadığı tesbit edilmelidir.
 Diabeti olan anneye gelecekteki gebelikler için tavsiyede bulunulmalıdır. En yaygın olarak mekanik engel oluşturan yöntemler kullanılabilir. Bunun yanında düşük doz oral kontraseptifler de kullanılabilir.  Bu ilaçlar kullanılmaya başlandıktan sonra kan şekerleri yakından takip edilmelidir. Eğer hasta doğurganlığını tamamlamışsa tüp ligasyonu (rahim kanallarının bağlanarak kalıcı bir şekilde gebeliğin önlenmesi) önerilebilir.
Hanımlar unutmayınız bütün bunlar gebelik sırasında hekim kontrolleri ile tanınır ve takip ve tedavisi yapılır. Bu nedenle gebelerin sadece kendileri için değil, henüz doğmamış bebekleri için de en yakınlarındaki sağlık kurumlarından düzenli gebelik muayenelerini yaptırmaları gereklidir. Ana Çocuk sağlığı merkezleri, sağlık ocakları gibi merkezlerde bu taramalar yapılabilmekte, ille de hastanelere gitmek gerekmemektedir.
Bebeğiniz ve kendiniz için gebelik öncesi ve gebelik sırasında düzenli kontrollerini yaptırın, yaptırmayanları da uyarın lütfen...
Günleriniz sağlıklı olsun....

anne sütü, bebek sağlığı, emzirme, Emzirmenin Anne İçin Faydaları


Bebek İçin Faydaları
Emzirme iyi bir fiziksel ve psikolojik gelişim için çok önemlidir. Anne sütü, bir çocuğun yaşamının ilk altı ay boyunca ihtiyacı olan tüm besinleri içerir. Ayrıca yeterli miktarda da su içerek bebeğin su ihtiyacını da karşılar. Tüm temel vitamin ve minerallerin en doğru miktardadır. Aynı zamanda yağların sindirilmesine yardımcı olan özel bir enzim, lipaz gibi enzimleri içerir. Dahil antikorlar ve endorfin, ağrı bastırmak hususunda yardımcı olan bir kimyasaldır.

Anne sütüyle beslenen bebeklerin anneleri ile arasında güçlü bir bağ gelişir ve anne-bebek arasındaki sinir katsayısı düşer. Juvenil artrit ya da multipl skleroz gibi hastalıklar gelişmesine engel olur. Prematüre bebekler de anne sütünden yararlanabilir.Ilk ay boyunca emzirilen bebeğiniz bağışıklık açısından daha güçlüdür. Bu annenin vücut tarafından üretilen kolostrum’dan kaynaklanır. Bu olay bebek için, hastalıkları ve diğer bedensel davetsiz misafirleri yok etmek için gerekli antikorları sağlar.
Emzirmenin Anne İçin Faydaları
Bilimsel çalışmalar, emzirmenin anneler için de birçok yarar sağladığını göstermektedir. Bir avantajı, daha hızlı kilo verme ve, annenin meme kanseri, anemi ve osteoporoz geliştirmek gibi hastalıklarla karşı karşıya kalma şansını azaltır.
Emzikli iken, hamile olma olasılığı çok düşüktür. Ancak, bu kanıtlanmış bir durum değildir ve ek bir doğum kontrol formu önerilerek bu yönde b,r doktorla görüşülmesi gerekir.
Ailesel Faydalar
Emzirme tüm aile için yararlı olabilir. Anne sütüyle beslenen bir bebek genellikle daha mutludur ve bu nedenle daha az ağlar. Bu durum bütün aile için daha rahat ve huzurlu bir aile ortamı olması adına yardımcı olabilir.
Emzirme aynı zamanda çevre dostu bir hareket olarak kabul edilir. Ön ambalaj olmaması, alüminyum, plastik ve diğer malzemelerin kullanılmaması sağlık açısından bebek için önemlidir.

Sıcaklarda hamilelik nasıl olur,soğuklarda hamilelik nasıl olur


Bildiğiniz üzere ülkemizin bir çok yerinde yaz mevsimi aşırı sıcak geçtiğini söyleyebilirim Sevgil Anne Adayları. Peki aşırı sıcaklarda hamileler nelere dikkat etmeli; buyrun bu yazıumız sayesinde bilgilere ulaşalım.
Hamilelik haftaları ilerledikçe kilo, vücut ısısı ve ödem artıyor, akciğer kapasitesi azalıyor. Bu nedenle anne adayları için sıcaktan korunmak daha da önemli oluyor. Dr. Bahar Çağlar’ın hamilelere önerileri nelermiş, buyrun haberdar olalım.
Medipol Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Bahar Çağlar, yaz aylarında sıcaklıklar arttıkça özellikle hamilelerin ısıdan daha çok etkilendiğini söylüyor. Gebelik haftaları ilerledikçe kilo, vücut ısısının ve ödemin arttığını belirten Op. Dr. Bahar Çağlar, “Akciğer kapasitesi azalıyor ve gebeler için sıcaktan korunmak daha da önemli oluyor” şeklinde hamileleri uyarıyor.

Anne adaylarına yazın dışarı çıkarken ince, açık renk giysileri tercih etmelerini öneren Op. Dr. Bahar Çağlar, hamilelere şu önerilerde bulunuyor:
“Mümkünse öğlen vakitleri sabah (11.00’den sonra ve akşam üstü 16.00’dan önce) güneşten korunun. Yüksek faktörlü, kendi cilt tipinize uygun koruyucu kremler ve şapkalardan destek alın. Vücudun sıvı ihtiyacı artacağından günde en az 10 bardak (2-2.5 lt) su tüketin. Çok sıcak günlerde veya egzersiz yaparken bu ihtiyaç 15 bardağa (3 lt) kadar çıkar. Böylece gebeliğin ilk aylarında sık karşılaşılan hipotansiyon önlenmiş olur.”
Az yağlı ve tuzlu yiyecekler
“Beslenmede bol sıvının yanında az yağlı ve az tuzlu yiyecekler yemelisiniz. Yazın rahatlıkla bulabileceğimiz taze sebze meyve en ideal besinlerdir. Protein desteği için et, süt, yoğurt unutulmamalıdır. Sık sık ve az az yemek gebelikte mide şikayetlerini azaltır.”
İdeal spor yüzme
“Anne adayları için en ideal spor yüzme ancak imkanı olmayanlar için günün erken saatlerinde yapılacak hafif tempolu yürüyüş de yeterlidir. Sıcakta terlemeyle beraber nemli kalan bölgelerde enfeksiyonlarda artış olabilir. Sık olarak ılık duş almak, iyi kurulanmak gerekir. Şikayet (idrar yanması, vajinal akıntı) oluştuğunda erken doktora başvurmak önemlidir.”
Yolculukta dikkat etmeniz gerekenler
“Doğuma yakın haftalarda uzun yolculuklar tavsiye edilmez. Yapılan araba seyahatlerinde mümkünse arka koltukta uzun oturuş pozisyonunda, bacakları yerden kaldırarak yolculuk edilmesi uygundur. Mümkün olmuyorsa seyahat esnasında 2 saatte bir mola vererek ve kısa yürüyüş yaparak bacaklarda oluşabilecek ödem azaltılabilir. Yolculuk esnasında bacak germe egzersizleri yapılabilir.”
Cilt lekelerine dikkat!
“Temizliğinden emin olduğunuz havuz ve denize, güneşin dik gelmediği saatlerde rahatlıkla girebilirsiniz. Yüzmek ve duş almak gebeliğin son aylarında oluşan gece uykusuzluğuna da iyi gelecektir. Ayrıca hamileler cilt lekelenmelerine yatkındırlar, hamilelikle oluşan ‘kloazma’ adı verilen gebelik maskesi kozmetik bir sorun yaratabilir. Güneş de bu lekeleri artırır. O nedenle uzun süren korunmasız güneş banyoları ve solaryum önerilmez.”

Hamilelik lekelerine çözüm yolları,hamilelik lekeleri


Hamilik sonrası en büyük sıkıntılardan biridir, hamilelik lekeleri… İşte size bu sıkıntıya derman olacak çözümleri bu yazımızda bulabileceksiniz.
Hamilelik lekelerine çözüm yolları
Hamilelik döneminde yüzde ya da dekolte bölgesinde oluşan ve ‘hamilelik maskesi’ olarak bilinen lekeler, Bu lekelerden kurtulmanın yolu soya sütünde.
Hamile kalmak ve çocuk sahibi olmak birçok kadının hayallerini süsler. Ancak hamilelik döneminin anne adayı için zor yanlarıda vardır. Bunlar arasında başı tıpta ‘melasma gravidarum’ olarak geçen hamilelik maskesi çeker. Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanı Estetik Dermatolog Dr. GamzeMenteşoğlu, hamile kadınların yüz ve dekolte bölgelerinde,
açık ve koyu kahverengi ya da gri renkli bu pigmentasyon adacıklarına
sık rastlandığını söylüyor ve ekliyor: “Bu pigmentasyonlara rastlanma
oranı hamilelik döneminde yüzde 30 civarında artmaktadır. Bu durum;
östrojen hormonu tedavisi gören, doğum kontrol hapı kullanan ya da menopoza giren kadınlar için de söz konusu olabilir. Hamilelik maskesine en çok Asya ve Akdeniz kadınlarında yani deri rengi koyu
olanlarda rastlanmaktadır. Lekeler daha çok güneş ışığının dik olarak temas ettiği burunda, elmacık kemiklerinde, alında ve dudak üzerinde meydana gelir.”
MEYAN KÖKÜ İÇEREN KREMLERLE TEDAVİ EDİN
Bu lekeleri gidermek isteyen anne adaylarına ilaç tedavisi yerine doğalmaddelerle hazırlanan kremleri kullanmalarını öneren Dr. GamzeMenteşoğlu, yararlanılabilecek başlıca formülleri şöyle sıralıyor:

Kolit asit mantardan elde edilen doğal bir maddedir. Kremlerde yüzde 1-4 konsantrasyonda bulunur. Tedavi için kolit asit içeren bir krem, 1-2 ay boyunca her gün sabah-akşam kullanılabilir.
Meyan kökü ekstreside, leke tedavisin de son derece etkili bir rol oynar. Meyan kökü kaynatılıp ezilerek bir maske haline getirildikten sonra, melamanın şiddetine göre hergün ya da haftada sadece 2 kez uygulanabilir.
Soya sütüde hamilelik maskesiyle mücadele eder. Lekeli bölgelere her sabah ve akşam soya sütü sürebilirsiniz.
B3 vitamini içeren kremler, pigment hücrelerinin deri yüzeyine transferine engel oldukları için kullanılabilir.
C vitaminli kremlerde etkilidir ancak mutlaka orta konsanstrasyonda olmalıdır.