<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><rss xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' version='2.0'><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-8477041340669836000</atom:id><lastBuildDate>Thu, 24 Sep 2009 14:45:40 +0000</lastBuildDate><title>Diyetler, Diyet, Sağlıklı Yaşam</title><description></description><link>http://diyetx.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (ßy O'uS)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>516</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8477041340669836000.post-7493106471531514295</guid><pubDate>Wed, 05 Mar 2008 07:22:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-03-04T23:22:55.692-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Gözleriniz ne kadar önemli</category><title>Gözleriniz ne kadar önemli?</title><description>Halk arasında göz tansiyonu adıyla da bilinen glokom, göz içi basıncının yüksek seyretmesi ve göz sinirlerinin zayıflaması sonucu, tedavi edilmezse körlüğe (görme kaybına) neden olabilen bir göz hastalığı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı ve Glokom Birimi Başkanı Prof. Dr. Nevbahar Tamçelik, “Görme siniri hasarı ve glokomun yol açabileceği körlükten, erken tanı ve tedavi ile korunmak mümkün" dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Tamçelik 6 Mart Dünya Glokom Günü nedeniyle yaptığı açıklamada özetle şunları söyledi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Glokomda görme kaybı oluştuktan sonra geri dönüş olmadığından erken tanı çok önemlidir. Glokom yıllar içinde yavaş yavaş ilerleyen sinsi bir hastalıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden çoğu kişi ancak iş işten geçtikten sonra farkına varabiliyor. Bütün dünya ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de saptanmayan ve risk altında bulunan çok sayıda glokom hastası olduğunu düşünüyoruz. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, Türk toplumu tarafından hastalık yeterince bilinmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalar bir şeyler hissetmeye başladıklarında, tedavi için çok geç kalınmış oluyor. Göz tansiyonunun kötü sonuçları ancak erken tanı, doğru ve düzenli tedavi ile engellenebilir. 40 yaşından sonra herkesin yılda bir kez gözlerini glokom açısından muayene ettirmesi ve 40–45 yaş üzerinde risk altında olan kişilerin düzenli ve daha sık aralıklarla doktor kontrolüne gitmesi gerekmektedir. Glokom hastalarının ise hastalıklarını ciddiye almaları ve tedavilerini kararlılıkla sürdürmeleri şarttır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Tamçelik, göz tansiyonu normalden yüksek olanların, ailelerinde ve yakın akrabalarında glokom bulunanların, yüksek miyop veya hipermetrop kusuru olanların, göz yaralanması geçirenlerin, kortizonlu ilaç kullananların, şeker ve migren hastalarının da glokom bakımından risk altında olduğuna dikkat çekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Nevbahar Tamçelik, bu kişilerin, uzman bir doktor tarafından glokom tedavisinin yapılmasının ve düzenli takip edilmesinin gerektiğini vurguladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlığın Sesi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8477041340669836000-7493106471531514295?l=diyetx.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://diyetx.blogspot.com/2008/03/gzleriniz-ne-kadar-nemli.html</link><author>noreply@blogger.com (ßy O'uS)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8477041340669836000.post-9108987973277125641</guid><pubDate>Wed, 05 Mar 2008 07:22:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-03-04T23:22:30.808-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Aşırı fruktoz tüketimi zarar veriyor</category><title>Aşırı fruktoz tüketimi zarar veriyor!</title><description>Meyvelerin içinde doğal olarak bulunan ve meyve şekeri olarak bilinen fruktoz, son 30 yılda gıda sanayiinin en çok kullandığı tatlandırıcı haline geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğal yiyeceklerle alımı yararlı olan bu şeker türünün gıda sanayiindeki kullanımı arttıkça, doğal olmayan yollardan fazla tüketiminin zararları tıp dünyasının dikkatini çekmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısırdan elde edilen fruktozdan zengin mısır şurubu (high fructose corn syrup), başta alkolsüz içecekler (meyve suları, asitli içecekler, sodalar vb.) olmak üzere bütün hazır gıdalarda (kek, bisküvi, çikolata, şekerleme, tüm jöle ve benzeri ürünler, hazır ekmekler vb.) yaygın olarak kullanılmaktadır. Ucuz olmasının yanında, karaciğerde diğer şekerlerden farklı işlenmesi gıda üreticilerine ek bazı yararlar getirmektedir. Tüm bu yararlar tüketiciye ise zarar olarak yansımaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fruktoz, diğer şekerler gibi doyma hissi oluşturmaz ve fruktozdan zengin tatlı yiyecekler daha çok tüketilebilir. Yemeklerden sonra ortaya çıkan ve doyma hissi sağlayan en önemli iki unsur, kan glukoz ve kan insulin düzeylerinin yükselmesidir. Vücut hücrelerinin temel enerji kaynağı olan kan şekeri (glikoz) düzeylerinin yemeklerden sonra yükselmesi, ardından kan insülin düzeylerinin yükselmesine neden olur ve kan şekeri hücrelerin içine girer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mekanizma insanda doyma hissine neden olur ve daha fazla yemek yenmesini engeller. Fruktoz, doyma hissine katkı sağlamamasına rağmen kan şekeri glukoz ile aynı enerji (kalori) yüküne sahiptir. Bu nedenle gıdalarla tüketilen glukoz miktarı azaldıkça ve bununla birlikte fruktoz miktarı arttıkça, bireyde daha geç doyma hissi oluşur ve daha çok yer. Fast-food olarak ifade edilen tüketim kültürünün en önemli unsurlarından bir tanesi budur. Bu nedenle farketmeden tükettiğimiz yüksek fruktoz, şişmanlık ve şişmanlıkla ilgili hastalıkların ortaya çıkmasında yeni bir sağlık tehdidi olarak kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketicilerin, masum gibi gözüken bu yeni ancak gizli tehdidin farkında olmaları ve özellikle çocukları bu tür ürünlerden uzak tutmaları, şeker, kalp ve damar, şişmanlık ve yüksek tansiyon gibi uzun süreli ve tedavisi zor hastalıkların önlenmesinde alabilecekleri önemli bir tedbir olarak görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı ülkeler, bu tür ürünlerin okul kantinlerinde satılmasına önemli kısıtlamalar getirmiştir. Ülkemizde bu tür bir yasal düzenleme henüz olmamakla beraber, Sağlık Bakanlığı konu üzerinde halen çalışmalarını sürdürmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hekimce.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8477041340669836000-9108987973277125641?l=diyetx.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://diyetx.blogspot.com/2008/03/ar-fruktoz-tketimi-zarar-veriyor.html</link><author>noreply@blogger.com (ßy O'uS)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8477041340669836000.post-1346012733510797479</guid><pubDate>Wed, 05 Mar 2008 07:20:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-03-04T23:21:42.466-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Beyaz çayın bilinmeyen faydaları</category><title>Beyaz çayın bilinmeyen faydaları!</title><description>Elle mart sayısında efsanevi “beyaz çay”ı ele aldı. Her demlemede farklı bir aromatik tadı ortaya çıkan beyaz çay sağlığa yararlarıyla biliniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyaz şakayık”, “altın ay”, “gümüş iğne” ve “beyaz bulut” gibi isimleriyle ve tadıyla efsaneler yaratan, yüzyıllarca çeşitli anlamlar yüklenerek değerlenen ve günümüzde pek çok araştırmanın konusu olan beyaz çaya kupalarınızda yer açın. Beyaz çay, adını çay tarlalarındaki açılmamış filizlerin gümüşi beyaz tüylerinden ve çok açık renkli liköründen alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En nadide ve en pahalı çay çeşidi olan beyaz çay, kadim şifacılar tarafından yüzyıllardır bitkisel ilaç olarak da kullanılıyor. Ayrıca en az üretilen ve en yüksek düzeyde antioksidan içeren çay çeşidi. Dünyada yıllık üretimi 600-800 ton civarında. Çin, Hindistan, Kenya, Sri Lanka ve Vietnam kaynaklı beyaz çayın, ülkemizde de çeşitleri var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört çeşidi var&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Damakta tatlı ve ipeksi yumuşaklıkta tat bırakan beyaz çay, fındıksı bir aromaya sahip. Yüksek kalitedeki beyaz çay, diğer adıyla “gümüş iğne”, yalnızca filizler içeriyor. Kafeini daha az tüketmek isteyenler için keyifli bir seçenek. Dört grup beyaz çay var: Silver Needle (Yin Zhen Bai Hao), White Peony (Bai Mu Dan), Tribute Eyebrow (Gong Mei), Noble, Long Life Eyebrow (Shou Mei). En yüksek kaliteli beyaz çaylar olan “gümüş iğne” ve “beyaz şakayık”, Çin kaynaklı. “Silver needle”, “gümüş iğne”, “büyük beyaz” veya “narcissus” denilen çay klonlarının körpe etli tomurcuklarından dikkatli şekilde elle seçilerek üretiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hafif tatlımsı aroması ve lezzetiyle çok ünlü ve nadir. İkinci derece kalitede olan “beyaz şakayık” (white peony), tomurcuk ve yapraklardan oluşuyor. “Gümüş iğne”ye göre daha sert tada sahip olan çay, ondan daha koyu renkte. Avrupa ülkeleri ve Amerika’da fındık veya bambu kokulu, tatlı, hafif tütsülenmiş tada sahip, daha koyu likörlü “beyaz şakayık” satılıyor. Beyaz çaylar içinde en tanınmışlardan biri de, Çin’in Fujian Bölgesi’nde yetiştirilen “yüzde 100 organik beyaz şakayık”. Beyaz çayı Türkiye’de Lipton ile Schiller Chiemsee çay markaları içinde bulabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyaz çayın yararları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyaz çay kolon, prostat, mide kanseri gibi birçok farklı kanser çeşidine karşı koruyuculuğa sahip. Yüksek tansiyonu düşürmeye yardımcı. Damarların gelişimine destek oluyor. Felç tahribatına karşı koruyucu etkili. İyi kolesterolü yükseltip, kötü kolesterolü düşürmeye yardımcı olarak damar sertleşmesi ve tıkanıklığının önlenmesine katkı sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakteri ve virüsleri doğal yollarla yok etmeyi sağlıyor. Bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Soğuk algınlığına karşı korunmaya yardımcı. HIV belirtilerini hafifletebiliyor. Kalbi güçlendiriyor. Kemik yoğunluğunun yüksek olmasına katkıda bulunuyor. Romatizma ve osteoporoz hastaları için faydalı etkiye sahip. Dişleri daha güçlü yapan az miktarda florid ve diğer besin elementleri içeriyor. Kötü nefes kokusuna sebep olan bakterileri öldürüyor. Metabolizmayı hızlandırarak, dengeli diyet programına yardımcı oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl demlenir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demliğe koyulan beyaz çay, siyah çayın aksine birkaç kez demlenebiliyor ve her demlemede farklı bir aromatik bileşeni açığa çıkıyor. Eğer demlemede en yüksek kalitedeki filizler kullanılacaksa demleme süresi, suyun sıcaklığına bağlı olarak üç-dört dakika sürebiliyor. Çeşitli metotları deneyerek farklı damak tatları için en mükemmel beyaz çay demleme şeklini bulmanız mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efsanevi beyaz çay&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Çin efsanesine göre, beş bin yıl önce İmparator Shen Yung kırda dolaşmaktadır. Su içilemeyecek kadar kirlidir, o da suyun kaynatılmasını emreder. Derken rüzgâr, fincandaki kaynar suya bir çay yaprağı bırakır. Meraklı imparator, yaprağın su içinde demlenmesine izin verir. Efsaneye göre imparator yedi yıl boyunca bölgede kalarak sürekli çay içer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin’in Song Hanedanlığı boyunca beyaz çaya büyük hürmet edilmiş. Bu değerli içecek, kraliyet tebasının seçimi ve imparatora sunulan özel bir hediye olmuş. Beyaz çay yaprakları ve tomurcukları, geniş kaselerde rahatça çırpılabilsin diye Song çay seremonisi boyunca ince toz şeklinde öğütülmüş. Bu şekilde ilk çay pudrası üretilmiş. Bu dönemde Çin’e giden Japon rahipler, Song usulü çay hazırlamayı öğrenmiş ve ülkelerinde alışkanlığı devam ettirmişler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elle&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8477041340669836000-1346012733510797479?l=diyetx.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://diyetx.blogspot.com/2008/03/beyaz-ayn-bilinmeyen-faydalar.html</link><author>noreply@blogger.com (ßy O'uS)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8477041340669836000.post-5119855364010644614</guid><pubDate>Thu, 28 Feb 2008 21:55:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-02-28T13:56:19.299-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>sağlıklı yaşam</category><title>Keten tohumunun faydaları..</title><description>Aktarlarda kolayca rastlayabileceğiniz keten tohumunun faydaları saymakla bitmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GIDA olarak 10 bin yıldır kullanılan keten bitkisi, çok etkili bir gençlik ve güzellik kaynağı. Kolesterol düşürücü, felç, kanser, unutkanlık önleyici, bağırsak çalıştırıcı etkisi bulunan keten tohumu, yıllara inat sizi gençleştiriyor. Uzmanlar, sıvı şeklinde, salataların üzerine serpiştirilerek veya günde bir çorba kaşığı şeklinde tüketmeyi öneriyor. İşte mucize besinin yararları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faydaları saymakla bitmiyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cilt yapısını yeniler, parlaklık kazandırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mide-bağırsak sorunlarına karşı iyi geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağırsakları yumuşatır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemikleri güçlendirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağışıklık sistemini güçlendirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Menopoza bağlı şikâyetleri hafifletir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp-damar hastalıklarından korur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kolesterol, şeker seviyesini dengeler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek tansiyonu düşürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romatizmal hastalıkları önler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinir sistemini güçlendirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hafızayı güçlendirir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günde bir kaşık yeterli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keten tohumunu kaynatılarak içilebilir, yada döverek, toz haline getirip, bir kaşık ağza atıldıktan sonra arkasından su içilebilirsiniz. Çok özel bir tadı veya kokusu olmayan keten tohumu, kavrulunca güzel bir tada kavuşuyor. Tohum şeklinde de tüketilebiliyor.Yemeklere, yoğurda, salatalara, müsliye, pasta, börek gibi unlu mamullere karıştırılabiliyor. Günde 1-1.5 çorba kaşığı keten tohumu sağlıklı kalmak açısından yeterlilik gösteriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tercüman&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8477041340669836000-5119855364010644614?l=diyetx.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://diyetx.blogspot.com/2008/02/keten-tohumunun-faydalar.html</link><author>noreply@blogger.com (ßy O'uS)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8477041340669836000.post-4356215342549490592</guid><pubDate>Thu, 28 Feb 2008 21:55:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-02-28T13:55:33.709-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>sağlıklı yaşam</category><title>Boynunuza dikkat edin!</title><description>Boynunuzun işi zor! Başınızın yükünü taşımak, bilgisayarınızın önünde sürekli durmak ya da çalıştığınız masanın üzerine eğilmek onun işini sürekli zorlaştırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duruş pozisyonları doğal olarak boyun ağrısına neden oluyor. Peki boyun ağrısının sebepleri neler? Ne zaman doktora başvurmak gerekiyor? Korumak için neler yapılabilir? İşte yanıtlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Böbrek Vakfı Hizmet Hastanesi Nöröşirürji Bölümü’ nden Doç. Dr. Aytaç Akbaşak'ın verdiği bilgilere göre; boynunuzun hassas yapısı ağrıyı davet eden bir unsur; boyna inanılmaz bir hareket yeteneği veren dokular artrit denilen hastalıktan, boyun fıtıklarından, travmalardan kolaylıkla etkilenir ve sonuç boyun ağrısıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ateş ve baş ağrısı ile birlikte görülen, beyin zarlarının iltihabının neden olduğu menenjit hastalığında ve bazı beyin kanamalarında da boyun ağrısı mevcuttur. Boyun ağrısı ile birlikte boynunuzda sertleşme olur ve çene ucunu göğsünüze kadar yaklaştıramaz duruma gelirseniz derhal bu konu ile ilgili bir doktora başvurmanız gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl Ortaya Çıkıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boynunuz kemikler, eklemler, bağlar adaleler ve sinirlerden yapılmıştır. Bunların hepsi de incinmeye yatkın dokulardır. Boyun ağrısı çene, omuzlar gibi boyna yakın bölgelerden de kaynaklanabilir. Keza boyundaki problemler de sırt omuz ve kollara yansıyabilir. Bazı baş ağrılarının nedeni de boyun rahatsızlıkları olabilir. &lt;br /&gt;Boyundaki problem sinirlerin de tutulmasına neden olmuşsa kollarda güçsüzlük, uyuşma gibi belirtiler ortaya çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niye Boynumuz Ağrır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adale spazmı: Boyun adalelerinin fazla yorulması, örneğin uzun süre araba kullanmak, adale spazmına yol açar. Boyun adaleleri, özellikle ensedekiler, yorularak spazma neden olur. Adalelerin sık olarak uzun süreli kullanımı kronik boyun ağrısının yerleşmesine neden olur. Yatarak okumak, ya da dişleri sıkmak gibi çok basit hareketler bile boyun ağrısına neden olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artrit: Vücuttaki diğer eklemler gibi boyun eklemleri de yaş arttıkça bozulabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Disk hastalıkları: Siz yaşlandıkça omurlar arasında yastık görevi yapan disk suyunu kaybeder, aralıklar daralır ve sinirler sıkışır. Bazen de fıtıklaşarak ciddi problemlere neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaralanma: Trafik kazalarında arkadan çarpmalar boynun ani öne ve arkaya gidip gelmesine neden olarak dokuların aşırı gerilmelerine neden olur. Bu durum ciddi boyun ağrılarına, hatta bazen kırıklara neden olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adale spazmı tanısı çoğunlukla hastanın kendisi tarafından konulabilir. Tipik olarak şiddetli aktivitelerden, uzun süreli ve uygunsuz pozisyonda kalışları takiben ortaya çıkar. Ancak, birkaç gün ya da bir haftayı geçerse doktora başvurmak gerekir. Keza, boyun ağrısı ile birlikte aşağıdaki bulgu ve belirtiler ortaya çıkarsa doktorunuza görünmeniz yararlı olacaktır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darbeye bağlı şiddetli ağrı: Kafa ve boyun travmalarından sonra mutlaka doktora gidilmelidir. Şiddetli ağrı kemiklerdeki kırıkların ya da bağlardaki yırtıkların işareti olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yayılan ağrı: Omuza ve kola yayılan ağrı ve parmaklardaki karıncalanma sinir zedelenmelerini işaret eder. Sinir zedelenmelerinden sonra ciddi problemler çıkabilir. Bu durumlarda yine doktora başvurulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güç kaybı: Bacakta ya da kolda zayıflık, yürürken bacakta sertlik yada ayak sürüyerek yürüme derhal muayene gerektirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdrar ve dışkı zorlukları: Belirgin değişiklikler, özellikle ani başlayan idrar kaçırma ciddi problemlerin belirtisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tetkik İçin Neler Yapılmalı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktorunuz boyun ağrısının yeri, tipi ve başlangıcı ile ilgili sorular sorarak hastalık hakkında bir fikir sahibi olur. İleri araştırma için Röntgen, bilgisayarlı tomografi (BT) ve MR tetkikleri yapılır ve bunlar sinirler, sinir kökleri, ya da omurilikteki problemleri ortaya çıkarırlar. Ayrıca elektromiyografi (EMG), boya verilerek yapılan radyolojik tetkikler de sayılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi Yöntemleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi için evde alınabilecek bazı önlemler önerilebilir. Bunların arasında travmadan sonra soğuk tatbiki, kronik vakalarda sıcak uygulaması, ağrı kesici ve adale gevşetici ilaçlar sayılabilir. &lt;br /&gt;Dirençli vakalarda doktor kontrolünde yapılabilecek tedavi yöntemleri olarak aşağıdakilerden yararlanılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Fizik tedavi &lt;br /&gt;• Ağrı tedavisi &lt;br /&gt;• Traksiyon &lt;br /&gt;• Transkütanöz elektrikle sinir uyarılması (TENS) &lt;br /&gt;• Kortizon tedavisi &lt;br /&gt;• Kısa süreli boyun korse uygulaması &lt;br /&gt;• Cerrahi tedavi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boyun Ağrısından Korunmak İçin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boyun ağrılarının çoğunluğu duruş bozukluklarından kaynaklanır. Amaç başı omurganın üzerinde, tam ortada tutmaktır, böylelikle yer çekimi başınızı destekler. Aksi halde boyun adaleleri başın ağırlığını taşımak zorunda kalır. Bazı basit önlemler günlük yaşamda yararlıdır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Sık ara verin: Uzun süre araç kullanmak zorunda iseniz, ya da uzun süre bilgisayar kullanıyorsanız başınızı arkaya doğru tutmaya çalışın. Dişlerinizi sıkmaktan kaçının.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Masa, bilgisayar ve iskemlenizi ayarlayın: Böylece ekran göz seviyenizde olur. Dizler kalçadan hafifçe yüksek olmalıdır. Koltuğunuzda kol dayama yerleri olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Telefon kullanımına özen gösterin: Telefonu hiçbir zaman boyun ve kulak arasına sıkıştırarak kullanmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Sık hareket edin: Sık, sık omuz ve kollarınıza gerinme hareketi yaptırın &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Boyun kaidesini güçlendirin: Omuz, göğüs ve sırt kaslarını güçlendirecek egzersiz hareketlerini doktorunuzdan öğrenin. Bu adalelerin güçlü olması boyun ağrılarını azaltır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Yüz üstü yatmaktan kaçının: Bu pozisyon boyun adalelerinde gerginliğe neden olur. Yastığınızın boynunuzun normal eğimini sağlayacak tarzda olmasına dikkat edin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailem.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8477041340669836000-4356215342549490592?l=diyetx.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://diyetx.blogspot.com/2008/02/boynunuza-dikkat-edin.html</link><author>noreply@blogger.com (ßy O'uS)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8477041340669836000.post-3379688763108174775</guid><pubDate>Thu, 28 Feb 2008 21:54:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-02-28T13:54:35.906-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>sağlıklı yaşam</category><title>Kimyasal ürünler ciğerlerin düşmanı!</title><description>Hamileyken ya da doğumdan hemen sonra evde dezenfektan, koku giderici gibi kimyasal ürünlerin çok sık kullanımının çocukların ciğerlerine zarar verebileceği ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere'nin Bristol Üniversitesi'nden John Henderson ve ekibi hamilelerin evde bu tür kimyasal ürünleri kullanma sıklığı ile bunların çocukların solunum yollarına etkilerini inceledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmaya 7 bin 162 çocuk katıldı. Annelerse çamaşır suyu, dezenfektan, böcek ilacı, halı temizleyicisi gibi 15 ürüne ilişkin soruları cevapladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamileliğin son döneminde ve doğumun hemen ardından bu kimyasal ürünleri evde çok sık kullanan annelerin çocuklarının ciğerlerinde hırıltı, 8 yaşından itibaren ise bu çocukların solunum yeteneklerinde azalma olduğu görüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henderson, bu ürünlerden en fazla hangisinin zararlı olduğunun bilinmediğini ancak çoğunun benzer maddeler içerdiğini belirterek, sonuçların doğrulanması ve ayrıntılar için başka araştırmalar gerektiğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce yapılan benzer araştırmalar da bu tür kimyasal ürünleri kullanan kişilerde astım riskinin fazla olduğunu göstermişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırma ''European Respiratory Journal'' dergisinin mart sayısında yer alıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8477041340669836000-3379688763108174775?l=diyetx.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://diyetx.blogspot.com/2008/02/kimyasal-rnler-cierlerin-dman.html</link><author>noreply@blogger.com (ßy O'uS)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8477041340669836000.post-3337322216592487466</guid><pubDate>Thu, 28 Feb 2008 21:53:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-02-28T13:53:28.994-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>sağlıklı yaşam</category><title>Erkeği kısır yapan üç neden!</title><description>Sigara, alkol ve aşırı şişmanlık gibi sosyal nedenler, erkek kısırlığında belirleyici rol oynuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Semih Özkan, yılda yaklaşık 90 bin kadar çiftin kısırlık sorunuyla karşı karşıya kaldığını belirterek, “Türkiye’de her yıl 600 bin civarında evlilik olmakta yılda yaklaşık 90 bin kadar çift ise kısırlık sorunuyla karşı karşıya kalmaktadır" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doç. Dr. Semih Özkan kısırlığa yol açan faktörleri şöyle sıraladı: “Sigara, alkol, steroid, antidepresan, bazı abtibiyotikler, kanser tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar, ayrıca yüksek kolesterol, spermin zar yapısını bozduğu için döllenme yeteneğini azaltır ve kısırlaştırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısırlık sorunu ile karşı karşıya olan erkeklere kesinlikle, sıcak su banyoları ya da saunaları tavsiye etmeyiz. Ayrıca dar iç çamaşırları da aşırı sıcak oluşturduğu için testis damarlarının genişlemesi sonucu sperm kalitesini azaltır." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8477041340669836000-3337322216592487466?l=diyetx.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://diyetx.blogspot.com/2008/02/erkei-ksr-yapan-neden.html</link><author>noreply@blogger.com (ßy O'uS)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8477041340669836000.post-679869136460694094</guid><pubDate>Thu, 28 Feb 2008 21:51:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-02-28T13:53:05.809-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>sağlıklı yaşam</category><title>Işığın uyku sağlığına etkileri..</title><description>Vücudun biyolojik saatini koruyup, doğal ritmini ayarlayan melotonin hormonu, ancak gece siz uyuduğunuz saatlerde ve karanlıkta salgılanabiliyor. Melotonin, kişiyi çeşitli hastalıklara karşı korumasının yanısıra; kansere karşı da kalkan görevi görüyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nöroloji Uzmanı Dr. Abdullah Özkardeş, “Melotonin hormonunun sağlığa olumlu etkileri” hakkında şu bilgileri verdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hormonların üretim ritmi değişiyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milyonlarca yıllık bir geçmişi olan insanlık, enlem ve mevsim şartlarına göre ortalama 12 saat aydınlık ve 12 saat karanlık gün düzenine adapte olmuştur. Gece yapay ışık kullanma yeteneği, ateşin keşfi ile birlikte 250 bin yıl önce başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kandillerle 5 bin yıl önce tanışılmıştır. Sokaklar gaz ışıkları ile 1700’lü yıllarda aydınlatılmaya başlanmıştır. Son 120 yılda elektriğin keşfiyle, yapay aydınlatma bugünkü boyutlarına ulaşmıştır. Elektrik, büyük binaların içinin aydınlatılmasını ve iş, eğlence ve güvenlik için gece ışıklandırma yapılmasını sağlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işığın insan fizyolojisi ve davranışları üzerine geniş etkileri vardır, onları düzenler ve etkiler. Bu nedenle, uygunsuz bir zamanlama ile insan fizyolojisini değiştirebilir. Işığın tetiklediği bozulmalara bir örnek; günlük vücut organizasyonlarının etkilenmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Hormonların üretim ritminin değişmesi gibi) Işık ve karanlığa maruz kalma saatlerindeki değişiklikler, vücut organizasyonlarının zamanlamalarında kaymalara neden olabilir. İnsanın içindeki ritimlerin, dış çevreyle uyumu kaybolabilir. Uyku ve uyanık kalma saatlerinde etkilenme olabilir. Ayrıca ışık; nöroendokrin sistemleri akut bir şekilde etkiler, melatonin üretimini azaltır, kortizol üretimini artırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işık, melatonin üretimine engel oluyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Melatonin, beyindeki epifiz bezinden özellikle geceleri karanlık ortamda salgılanan bir hormondur. Triptofan isimli bir maddeden elde edilir. Hormonun temel görevi, vücudun biyolojik saatini ve ritmini (sirkadien ritm) ayarlamaktır. Melatonin üretimi, gecenin uzunluğu ile ilgilidir, gece ne kadar uzarsa, üretim de o denli uzar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanlık fazın başlangıcında veya sonundaki ışık, melatonin üretimine engel olur. Işık kısa süreli de olsa yeterli şiddette ise, melatonin salınımını baskılar. Günlerin kısa olduğu kış mevsiminde melatonin üretimi artar, yaz günleri ise azalır. Uykusuz kalmak, melatonin üretimini etkilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Depresyon hastalığında kortizol seviyesi yüksek ve melatonin seviyesi düşük bulunmuştur. Birçok depresyon ilacı, etkilediği beyin kimyasal maddeleri aracılığı ile melatonin salgılanmasını artırır. Melatonin seviyesindeki artış ve tedaviden faydalanma arasında bir paralellik kurulabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Melatoninin bağışıklık sistemini olumlu etkileyerek ve stresi azaltarak yaşam süresini artırdığına ve yaşlanma bulgularını azalttığına dair yapılmış çalışmalar vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Melotonin kanser kalkanı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Melotonin, başta kanser olmak üzere hastalıklar üzerinde baskılayıcı etki yapıyor. Gece çalışan kadınlarda meme kanseri gelişimi çok daha fazla. &lt;br /&gt;Melatonin ve kanser ilişkisi için birçok çalışma yapılmıştır. Melatoninin kanser engelleyici bir ajan olduğuna dair çok sayıda bilimsel araştırma yapılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deneysel olarak melatoninin birçok tümör tipinde büyümeyi sınırlandırdığı gözlenmiştir. Melatonin, deneysel meme tümörlerinde baskılayıcı bir rol oynamaktadır. Melatonin, tedavi edici dozlarda verildiğinde direkt olarak tümör hücrelerini öldürücü etkiye sahiptir. Gece çalışan bayanlarda geceleri aydınlık nedeniyle melatonin salgılanması azaldığı için, gündüz çalışan bayanlar göre meme kanseri gelişimi oldukça fazla bulunmuştur. Gece çalışılan yerlerde, karanlık ortamların aydınlatılması ve bu nedenle melatonin düzeyinin baskılanması ile kanser riski artmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha fazla melotonin için…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzenli ve yeterli bir melatonin salınımı için, karanlık ortamda uyumak gerekmektedir. Eğer kullanılıyorsa gece lambaları solgun kırmızı ışık vermelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyon karşısında uyuklama yapılırsa, televizyon kapatılmalıdır. &lt;br /&gt;Düzenli ve yeterli bir uyku düzeni oluşturulmalıdır. Aynı saatlerde yatıp kalkmaya özen gösterilmelidir. Gece çalışmaları mümkünse gündüze kaydırılmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim sağlık&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8477041340669836000-679869136460694094?l=diyetx.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://diyetx.blogspot.com/2008/02/in-uyku-salna-etkileri.html</link><author>noreply@blogger.com (ßy O'uS)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8477041340669836000.post-4927904022952952970</guid><pubDate>Thu, 28 Feb 2008 21:50:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-02-28T13:50:53.669-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>sağlıklı yaşam</category><title>Dizlere canlı kemik nakli yapıldı</title><description>Yeditepe Üniversitesi Hastanesi’nde gerçekleştirilen bir teknikle üç hastaya diz protezi gerektirmeden kendi vücudundan alınan kemiklerle “damarlı kemik nakli” yapıldı. Dünyada ilk kez yapılan teknik, yurtdışında da bilimsel makale olara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemiklerin kanlanmasının bozularak ölümü anlamına gelen osteonekroz tedavisinde yeni bir cerrahi tedavi tekniği geliştirildi. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanlarınca geliştirilen bu yeni teknik, üç hasta üzerinde başarıyla uygulandı. Önümüzdeki günlerde de yurtdışında bilimsel makale olarak yayınlanacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osteonekroz konusunda Yeditepe Üniversitesi Hastanesi’nde uygulanan yeni cerrahi tedavi tekniği konusunda Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Tahsin Beyzadeoğlu, şunları söylüyor: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Osteonekroz iki tipte ortaya çıkar. Birincisi herhangi bir sebebe bağlı olmadan ortaya çıkar. İlaç, istirahat gibi önlemlerle belli bir süre sonra kendini toparlayıp düzelebilir. İkinci tip ise özellikle romatizmal hastalıklar ya da kanser nedeniyle kortizon kullanımından dolayı ortaya çıkmaktadır. Bu hastaların kendi hastalıkları geçse bile kullandıkları ilaçların bıraktığı hasarlar kalıcı olabiliyor. Maalesef zamanla hastalara eklemin iflası sonucu protez ameliyatı yapılmak zorunda kalınıyor. Son yıllarda özellikle kalça eklemi için halk arasında kamış kemiği denen fibuladan canlı kemik nakli başarı ile uygulanıyor. Bu teknik, ölü kemiğin uzaklaştırılıp yerine kanlı canlı kemiğin konulması esasına dayanıyor. Biz de ekip olarak hastaları bilgilendirdikten sonra bu tekniği diz ekleminde uyguladık. Yani damarlı fibula nakli tekniğini dünyada ilk kez, osteonekroz için diz ekleminde uygulamış olduk. Üç hastamızın 4 dizinde (bir hastanın iki dizi) gerçekleştirdiğimiz operasyon sonrasında 1,5 yıl da bu hastaları takip ettik ve sonuçların beklediğimizden de öte, çok başarılı olduğunu gördük. Protez ameliyatlarının ömrü 10-15 yıldır. Bizim bu tekniği uyguladığımız hastalarımız 18-27 yaş arası hastalar. Protez yapılsa hayatlarında birkaç kez o protezi değiştirmek zorunda kalacaklar, ama bu yöntemle kalıcı olarak canlı kemiklere kavuşmuş oluyorlar. Yurtdışında bilimsel dergilerde de çalışmamız yayınlanması için kabul edildi.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşlemi gerçekleştiren ekibin diğer bölümü de mikrocerrahi. Mikrocerrahi ekibinin sorumlusu Yrd. Doç. Dr. Halil İbrahim Bekler de hastalara canlı kemik naklinin nasıl yapıldığını şöyle anlatıyor: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Osteonekrozda iki sorun var. Bir tanesi kemik kaybı, diğeri de kemik kaybı bölgesinde kan akımının yetersiz olması. Yani tek başına kemik nakli yeterli olmuyor. Aynı zamanda kan nakli de yapmamız gerekiyor. İnsan vücudunda verici kemikler iki yerde var. Biri kalça, diğeri de fibula yani kamış kemiği. Fibula bölgesinde 3 atardamar vardır. Nakil işlemi sırasında kamış (fibula) kemiğini damarıyla birlikte çıkarıyoruz. Bu bölgeden aldığımız kemik bir tane atardamar bir tane de toplardamarı olan bir kemik parçasıdır. Nakil yaptığımızda kemiğin atardamarını da toplardamarını da naklettiğimiz bölgedeki damarlara bağlıyoruz. Böylece kemik yaşamını sürdürmeye devam ediyor. Bunu örneğin çenesini kaybetmiş hastalarda, kalça kemiğinde sorun olanlarda veya tümörü olan hastalarda kullanıyoruz. Dizde ise diz cerrahisi ekibi o bölgedeki bütün ölü kemiği temizliyor. Biz de mikrocerrahi ekibi olarak fibula kemiğini nakil olacak bölgeye göre şekillendiriyoruz. Çünkü bazen bir bölgeye bazen de iki bölgeye nakil gerekiyor O zaman elimizdeki kemiği damarlı olarak 2 parçaya bölerek naklini yapıyoruz. Bu teknik bir ağacı fide olarak ekmekle ağacı canlı olarak nakil etmeye benziyor. Hastanın beklemesine gerek kalmadan canlı kemikle yaşamını devam ettiriyor.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8477041340669836000-4927904022952952970?l=diyetx.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://diyetx.blogspot.com/2008/02/dizlere-canl-kemik-nakli-yapld.html</link><author>noreply@blogger.com (ßy O'uS)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8477041340669836000.post-3835057484203644849</guid><pubDate>Thu, 28 Feb 2008 21:49:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-02-28T13:50:00.026-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>sağlıklı yaşam</category><title>Yüksek tansiyona beyaz şifa..</title><description>Yağ oranı düşük süt ve süt ürünlerini tüketen ve diyetinde yüksek miktarda kalsiyum ve D vitamini içeren gıdalara yer veren kadınların, yüksek tansiyona karşı korunduklarını belirlediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşük tansiyon için sütle birlikte alınması gereken besinler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık 30,000 orta yaş ve üstü kadınların katıldığı çalışmada, Harvard’lı araştırmacılar, yağ oranı düşük süt ve süt ürünlerini tüketen ve diyetinde yüksek miktarda kalsiyum ve D vitamini içeren gıdalara yer veren kadınların, yüksek tansiyona karşı korunduklarını belirlediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günde iki bardak veya daha fazla yağsız süt içen kadınlarda yüksek tansiyon riskinin diğer kadınlara göre %10 daha az olduğu açıklandı. Ancak yağlı süt ve süt ürünlerinin aynı avantajı sağlamadığı belirtildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÜNDE 3 BARDAK İÇİLMELİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmacılar, son on yılda teşhis konmamış yüksek tansiyon sayısının arttığına dikkat çekiyorlar ve yüksek tansiyonun kardiyovasküler hastalık, felç ve böbrek yetmezliği riskini ciddi ölçüde arttığını belirtiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikan Ulusal Kalp, Akciğer ve Kan Enstitüsü, tansiyonun ancak yemeğe dikkat ederek kontrol altına alınabileceğini ve yağ oranı düşük süt ürünleri, meyve ve sebzelerin tansiyonun düşmesine yardımcı olduğunu açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlar, sütte kalsiyum, A vitamini, D vitamini, protein ve potasyum gibi çok önemli besin maddelerinin bulunduğunun altını çizip günde üç bardak yağ oranı düşük veya yağsız süt içilmesini tavsiye ediyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8477041340669836000-3835057484203644849?l=diyetx.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://diyetx.blogspot.com/2008/02/yksek-tansiyona-beyaz-ifa.html</link><author>noreply@blogger.com (ßy O'uS)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8477041340669836000.post-5474918760411987810</guid><pubDate>Thu, 28 Feb 2008 21:45:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-02-28T13:49:12.248-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>sağlıklı yaşam</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Kısırlığın bilinmeyen iki nedeni</category><title>Kısırlığın bilinmeyen iki nedeni</title><description>igara, alkol ve aşırı şişmanlık gibi sosyal nedenlerin erkek kısırlığında belirleyici rol oynadığı belirlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara, alkol ve aşırı şişmanlık gibi sosyal nedenlerin erkek kısırlığında belirleyici rol oynadığı belirlendi. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Semih Özkan, yılda yaklaşık 90 bin kadar çiftin kısırlık sorunuyla karşı karşıya kaldığını belirterek, fast food tarzı beslenme ile aşırı sıcağın da erkeklerdeki kısırlığın diğer nedenleri arasında sayılabileceğini belirtti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Semih Özkan, yaptığı açıklamada kısırlığın, toplumun yüzde 15’inde görülen bir problem olduğunu söyleyerek “Türkiye’de her yıl 600 bin civarında evlilik olmaktadır, yılda yaklaşık 90 bin kadar çiftin ise kısırlık sorunuyla karşılaştığı gözlemlenmektedir” dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doç. Dr. Semih Özkan sigara ve alkolün de sperm kalitesini düşürdüğünün altını çizdi. Sigara içilen ortamlarda bulunan pasif içiciler de dahi ortamın havasını solumaları yoluyla havada bulunan zehirli maddeleri solunum yoluyla alarak sperm üretiminin olumsuz etkileneceğini bildirdi. Yapılan araştırmaların, haftada 60 ml. üzeri alkol kullanımının sperm üretimini olumsuz yönde etkilediğini gösterdiğini belirten Doç. Dr. Özkan,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ayrıca steroid, antidepresan, sulfomidli bazı abtibiyotikler, kanser tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar da sperm kalitesi, hareketliliği ve üretimi için zararlı olabilmektedir” diye konuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doç. Dr. Semih Özkan, sperm üretiminin uygun olmayan her koşuldan olumsuz olarak etkilenebileceğini ifade etti. Doç. Dr. Özkan, fast food tarzı beslenmeden uzak kalınması gerekliliğini belirtti. Özkan, “Yüksek kolesterol, spermin zar yapısını bozduğu için döllenme yeteneğini azaltır ve kısırlığa neden olabilir. Bu nedenle özellikle “Fast Food” denilen aşırı yağlı, kolesterolü arttırıcı gıdalardan uzak durmak gerekir” dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SICAK SU BANYOLARI VE SAUNALARA DİKKAT &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doç. Dr. Semih Özkan, aşırı sıcakların sperm üretimini olumsuz etkileyeceğini belirterek “Kısırlık sorunu ile karşı karşıya olan erkeklere kesinlikle, sıcak su banyoları ya da saunaları tavsiye etmeyiz. Ayrıca dar iç çamaşırları da aşırı sıcak oluşturduğu için testis damarlarının genişlemesi sonucu sperm kalitesini azaltabilir” diye konuştu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8477041340669836000-5474918760411987810?l=diyetx.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://diyetx.blogspot.com/2008/02/ksrln-bilinmeyen-iki-nedeni.html</link><author>noreply@blogger.com (ßy O'uS)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8477041340669836000.post-5348003365070760804</guid><pubDate>Mon, 28 Jan 2008 17:02:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-01-28T09:02:35.911-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Genel Sağlık</category><title>Hastalıksız bir kış için</title><description>Havaların soğuduğu şu günleri sağlıklı geçirmek için neler yapılmalı?&lt;br /&gt;1- Baklagilleri ihmal etmeyin: Kuru fasulye, nohut, mercimek, barbunya gibi türleriyle iyi birer protein kaynağı olan baklagiller, et veya kıyma eklenmeden de tüketilebilecek bir besin grubudur. Haşlama olarak sebze yemeklerinize ve salatalarınıza da ilave edebilirsiniz. Haftada 2-3 kez tüketilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Gribe karşı C vitamini: Vücut direncinin azalmasıyla baş gösteren gripten korunmak için kuşburnu, maydanoz, kırmızı ve yeşil sivri biber, roka, kivi, portakal, mandalina ve limon gibi C vitamini yönünden zengin meyve ve sebzeler daha fazla tüketilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Bağışıklık için sebze tüketin: Sebze ve meyveler, önemli vitamin ve mineral kaynağı olmalarının yanı sıra antioksidan özellik gösterirler. Toksinlerin uzaklaştırılmasında önemli rol üstlenen A, C, E vitaminlerinin kaynaklarıdır. Özellikle koyu yeşil, sarı, turuncu, kırmızı ve mor sebze ve meyveler beslenme düzeninde sıklıkla yer almalıdır. Her gün en az 5-6 porsiyon sebze ve meyve tüketilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Kahve yerine kuşburnu: Soğuk kış günlerinde çay, kahve, kola, kakao gibi kafein içeren içecekler yerine C vitamini yönünden zengin olan kuşburnu çayı gibi bitki çayları, yeşil çay, rezene, melisa, papatya ve ısırgan otu çayı gibi rahatlatıcı ve bağışıklık sistemini güçlendirici bitki çayları tercih edilmelidir. Su tüketimine de yaz dönemindeki kadar önem verin, 2.5-3 litre suvı tüketin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Sıvıyağ kullanın: Kış aylarında fazla miktarda yağ tüketimi, kilo artışlarına neden olur, vücudun bağışıklık sistemini olumsuz etkileyerek hastalıklara yakalanma riskini artırır ve hastalık süresini uzatır. Bu nedenle tereyağı ve margarinlerden kaçınılmalı, sıvı yağlar kullanılmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Güneş ve süt ürünleri şart: Kış mevsiminde güneş, yüzünü daha az gösterdiğinden, güneşten alınan UV ışınları ile deride sentezlenen D vitamininden bu mevsimde yoksun kalınır. Özellikle kemik ve diş gelişimi için önemli olan kalsiyumun vücutta kullanılmasını, depolanmasını sağlayan D vitamini gereksinimini karşılamak için güneş ışınlarından yararlanılabildiği ölçüde yararlanılmalı, süt ve süt ürünleri, balık gibi diğer D vitamini kaynakları da tüketilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebze çorbası&lt;br /&gt;Malzemeler: Bir orta boy lahananın 4'te biri, 2 adet kabak, 1 adet kereviz (sapıyla), 1 pırasa, 1 paket brokoli, 4 adet domates, 1 yemek kaşığı sıvıyağ ve baharat.&lt;br /&gt;Hazırlanışı: Malzemeleri bir tencerenin içine doğrayın. Yağı, dilediğiniz baharatları, 5-6 bardak suyu ekleyerek pişirin. Piştikten sonra limon ve pul biber de eklenebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8477041340669836000-5348003365070760804?l=diyetx.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://diyetx.blogspot.com/2008/01/hastalksz-bir-k-iin.html</link><author>noreply@blogger.com (ßy O'uS)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8477041340669836000.post-4235438955736858810</guid><pubDate>Mon, 28 Jan 2008 17:01:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-01-28T09:02:12.267-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Genel Sağlık</category><title>Botoks öldürüyor</title><description>Güzellik uğruna canınızdan olmayın. Botoks ölümlere yolaçıyor.&lt;br /&gt;İnsanların kendilerini güzelleştirmek uğruna yaptırdıkları botoks ölüme yol açıyor. Sadece ABD'de 4'ü 18 yaşından küçük olmak üzere 16 kişi botoks yüzünden öldü. Türkiye'de de son yıllarda yüzdeki kırışıklıkları yok etmek için yaygın olarak kullanılan botoksun güzellik uğruna öldürdüğü saptandı. Botoks, ABD'de aralarında 18 yaşından küçük 4 çocuğun da bulunduğu 16 kişinin ölümüne yol açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;87 KİŞİ HASTANELİK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yıl içinde ABD'de 87 kişinin botoks yüzünden hastanelik olduğu belirtildi. Botoksun içindeki zehirli madde yiyeceklerden geçen toksinlerin vücudun sinir sistemine saldırarak iltihaplanmasına neden oluyor. İltihaplanmanın vücudun kas sistemini zayıflattığını belirten uzmanlar bunun insanların ölümüne neden olduğunu açıkladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖZ ÇEVRESİ RİSKLİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika'da Gıda ve İlaç Denetim Kurulu'nun yapmış olduğu ve 180 kişinin bilgisine başvurarak hazırladığı raporda da botoksun y ü k s e k oranda ö l ü m e sebebiyet verdiği ortaya çıktı. Kurulun sözcüsü Dr Sidney Wolfes, botoks kullananları göz çevresine yaptırmamaları konusunda uyardı. Bütün bu uyarılara rağmen botoks üreticisi Allergen firması yetkilileri bu yıl içinde 1 milyar poundluk satış beklediklerini açıklayarak kendi işlerini etkilemek gibi bir durumun söz konusu olmadığını bildirdiler Sadece geçtiğimiz yıl ABD'de aralarında müzisyen Sir Cliff Richard, İngiliz müzik ve televizyon programı yapımcısı Sharon Osbourne ve ünlü İngiliz model Jordan'ın da bulunduğu 55 bin kişi botoks yaptırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BOTOKSUN YAN ETKİLERİNE DİKKAT!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Botoks; "Clostridium botulinum" isimli bakteriden elde edilen tıbbi bir protein. Botoksun uzman doktorlar eşliğinde yaptırılması gerekiyor. Botoksun uzun vadede yüz felci, sinir yıpranması gibi yan etkileri olduğu belirtiliyor. (Bugün)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8477041340669836000-4235438955736858810?l=diyetx.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://diyetx.blogspot.com/2008/01/botoks-ldryor.html</link><author>noreply@blogger.com (ßy O'uS)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8477041340669836000.post-515309171053286616</guid><pubDate>Mon, 28 Jan 2008 17:01:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-01-28T09:01:47.872-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Genel Sağlık</category><title>Erkek beynini öldüren hormon!</title><description>Erkeklerin iktidarını yok eden ve beyin hücrelerini öldüren hormon...&lt;br /&gt;ABD'li bilim adamlarının beyin hücreleri üzerinde yaptığı araştırma, erkeklik hormonu testosteronun azının iyi olduğunu, fazlasının tıpkı Alzheimer hastalığında olduğu gibi beyin hücrelerini öldürdüğünü ortaya çıkardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yale Üniversitesi'nden Barbara Ehrlich, testosteron hormonunun vücutta normal seviyede olmasının en ideali olduğunu belirterek bu bulgunun, vücutta testosterona dönüşen steroitler kullanan sporcularda intihar eğilimi ve saldırganlık gibi davranış değişikleri görülmesinin açıklanmasına yardımcı olabileceğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hücrelerin büyümesi, gelişimi, farklılaşmasında kilit öneme sahip testosteron, erkeklerde kadınlardakinin 20 katı miktarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaynak: Vatan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8477041340669836000-515309171053286616?l=diyetx.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://diyetx.blogspot.com/2008/01/erkek-beynini-ldren-hormon.html</link><author>noreply@blogger.com (ßy O'uS)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8477041340669836000.post-2325729677068786058</guid><pubDate>Mon, 28 Jan 2008 17:00:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-01-28T09:01:22.604-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Genel Sağlık</category><title>Hamilelerin dikkatine!</title><description>Hamileler, yeni anne olanlar bu haberi dikkatli okusunlar!...&lt;br /&gt;Bebeğini kucağına almanın heyecanı özellikle ilk çocuk için birçok duyguyu aynı anda yaşatıyor annelere. Heyecan, sevinç, korku, endişe, sahiplenme, keyif, mutluluk, neşe, belki ağrı veya yorgunluk bu kadar farklı duyguyu aynı anda yaşarken aslında düşünülmesi gereken en önemli şey anne sütü. Bebeğe ilk altı ay anne sadece anne sütü vermek çok ama çok önemli. Bu dönemde dikkat edilmesi gerekenler için sizlere pratik öneriler hazırladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anneler yeterli sütleri olmadığını varsayıyorlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen yeni anneler eğer bebek çok ağlarsa yeterince süt alamadığını düşünüp mama vermeye başlıyor. Yeni doğan bebeğiniz 0 - 6 aylık dönemde ayda 600 - 1000 gram arasında alıyorsa endişe etmeyin. Bu değer yeterli ve dengeli beslenip, sağlıklı büyüdüğü anlamına gelir. Mama başlamadan önce mutlaka hekim veya beslenme uzmanınıza danışın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dönemi yalnız geçirmeyin:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeği büyütmek için evde yalnız bırakılan annelerin emzirmede başarısız oldukları görülüyor. Çünkü kendini mutlu ve güvende hisseden anne daha huzurlu bir emzirme gerçekleştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anneler toplum içinde emzirmekten rahatsız olabilirler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı anneler toplum içinde emzirirken rahat olmadıkları için süt verimi bundan etkilenebilir evde süt sağıp dışarıdayken biberonla vermek veya gittiğiniz yerlerde sessiz ve sakin bir mekan olup olmadığını sormak çözüm olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anneler kolostrum sütü görünce panik oluyorlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı anneler doğum sonrası çok fazla süt olacağını bekleyebiliyorlar. Ancak tam doğum sonrası ilk gelen sütü (kolostrum-ağız sütü) görünce hayal kırıklığı yaşıyorlar. Bu, konsantre ve besin açısından oldukça zengin bir sıvıdır. Az miktardadır ama yeni doğmuş bebekler için mükemmeldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emzirme döneminde aklınızda bulunsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücudunuz 1 mililitre süt salınımı için yaklaşık 7 kalori harcar bu da kolay kilo vermenizi sağlar. Dengeli beslenin ancak diyet yapmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Protein yeterli miktarda alınmalıdır. Özellikle balık haftada en az iki kez tüketilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B12 vitamini süt verimliliği için önemlidir. En iyi kaynağı ise, yağsız kırmızı et ve yumurtadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalsiyumun yeterli alınması, annenin kemik sağlığı için önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlardaki osteoporoz riski unutulmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Folik asit gebelik döneminde olduğu kadar, emzirme döneminde de önemlidir. Yeşil yapraklı sebzeleri bol yemek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B vitamini tüketimi de yeterli olmalıdır. Bunun için tam buğday, bulgur ve kurubaklagiller tercih edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Magnezyum ve çinko her kadın için yaşamın her döneminde önemlidir. En iyi kaynaklarından biri ise fındıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;D vitamini anne sütünde yeterli değildir. Bebeğe yapılan takviyeye rağmen, güneşli havalarda her gün 15 - 20 dakika açık havaya çıkarmak, bu vitaminin sentezi için faydalı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kompostolar şekersiz hazırlanabilir. Bunun için meyvelerin doğal şekeri yeterlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demir eksikliğiniz varsa, meyve sularına pekmez veya kuru üzüm ekleyebilirsiniz. Basit şeker tüketmeniz gerekli değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süt protein, karbonhidrat ve kalsiyum açısından ideal dengeye sahiptir ve emzirme döneminde süt tüketmeye özen göstermeniz gerekir. Gaz yaparsa, laktozsuz sütleri tercih edebilirsiniz. Probiyotik ve prebiyotikler de kullanılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimselliği kanıtlanmasa da soğan, ısırgan otu çayı ve malt, süt salınımına genelde pozitif etki yapmaktadır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaynak: Milliyet&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8477041340669836000-2325729677068786058?l=diyetx.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://diyetx.blogspot.com/2008/01/hamilelerin-dikkatine.html</link><author>noreply@blogger.com (ßy O'uS)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8477041340669836000.post-8632869487062476862</guid><pubDate>Mon, 28 Jan 2008 17:00:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-01-28T09:00:52.449-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Genel Sağlık</category><title>Yeni tip grip virüsü</title><description>Grip vakalarında patlama yaşınıyor. Yetkililer uyarıyor.&lt;br /&gt;Grip vakalarında patlama yaşınıyor. Hastalığın Şubat ve Mart’ta tepe noktasına ulaşılacağını belirten Avrupa’nın iki önemli sağlık otoritesi, çalışanlarda yaygın görülen yeni tip grip virüsüne karşı, “başkalarıyla yakın temastan kaçının” uyarısı yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRKİYE DE RİSK ALTINDA&lt;br /&gt;Grip mevsimi ülkemizde geç döneme doğru sarkıyor. Son yıllarda grip Türkiye’de artık Kasım ve Aralık aylarında değil, Ocak, Şubat ve Mart aylarında tepe noktasına ulaşıyor. Bu yıl da Ocak ayının ikinci yarısında patlama var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grip nedir? Nasıl korunmak gerekir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaygın bir şekilde “nezle” olarak adlandırılan aslında nezleden çok farklı seyri olan grip, A ve B tipi grip virüslerin neden olduğu, insandan insana kolayca geçen viral bir hastalıktır.&lt;br /&gt;Hastalığın belirtileri ani başlayan , baş ağrısı, kas ağrıları, öksürük ateş/üşüme ve yorgunluk/zayıflık hissidir.&lt;br /&gt;Grip her yıl toplam nüfusun yüzde 5’i ile yüzde 15’ini etkilemektedir.&lt;br /&gt;Grip her 10-50 yılda bir, grip A virüsünün yeni ve farklı bir alt tipi ile dünya çapında ciddi salgınlara neden olabilir.&lt;br /&gt;Grip hastalığına yakalanmış olan kişiler mümkün olduğunca başkalarıyla yakın temastan kaçınmalıdır.&lt;br /&gt;Ellerin yıkanması gibi temel hijyen kurallarına uyulmalıdır.&lt;br /&gt;Yüksek risk gruplarındaki kişiler (yaşlılar, kalp ve akciğer hastalıkları gibi kronik rahatsızlıkları olan kişiler, bağışıklık sorunu taşıyanlar) gribe karşı koruyucu aşı yaptırmalıdır.&lt;br /&gt;Enfeksiyonu önlemek, semptomların ciddiyetini ve süresini azaltmak için ulusal protokollere göre uygulanan antiviral ilaçlar da alınabilecek diğer önlemler arasındadır.&lt;br /&gt;Grip konusunda toplumların bilinçlendirilmesiyle herhangi bir salgın ihtimali öncesinde uzman doktorlara başvurma oranı ciddi ölçüde artırılabilir ve grip mevsimi boyunca iş kayıpları önlenebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8477041340669836000-8632869487062476862?l=diyetx.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://diyetx.blogspot.com/2008/01/yeni-tip-grip-virs.html</link><author>noreply@blogger.com (ßy O'uS)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8477041340669836000.post-5351709646049010049</guid><pubDate>Mon, 28 Jan 2008 16:59:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-01-28T09:00:26.113-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Genel Sağlık</category><title>Bu virüse dikkat!</title><description>Bu virüse yakalanmak istemiyosanız yakın temaslardan uzak durun...&lt;br /&gt;Grip vakalarında patlama yaşınıyor. Hastalığın Şubat ve Mart’ta tepe noktasına ulaşılacağını belirten Avrupa’nın iki önemli sağlık otoritesi, çalışanlarda yaygın görülen yeni tip grip virüsüne karşı, “başkalarıyla yakın temastan kaçının” uyarısı yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRKİYE DE RİSK ALTINDA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grip mevsimi ülkemizde geç döneme doğru sarkıyor. Son yıllarda grip Türkiye’de artık Kasım ve Aralık aylarında değil, Ocak, Şubat ve Mart aylarında tepe noktasına ulaşıyor. Bu yıl da Ocak ayının ikinci yarısında patlama var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grip nedir? Nasıl korunmak gerekir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaygın bir şekilde “nezle” olarak adlandırılan aslında nezleden çok farklı seyri olan grip, A ve B tipi grip virüslerin neden olduğu, insandan insana kolayca geçen viral bir hastalıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığın belirtileri ani başlayan , baş ağrısı, kas ağrıları, öksürük ateş/üşüme ve yorgunluk/zayıflık hissidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grip her yıl toplam nüfusun yüzde 5’i ile yüzde 15’ini etkilemektedir.&lt;br /&gt;Grip her 10-50 yılda bir, grip A virüsünün yeni ve farklı bir alt tipi ile dünya çapında ciddi salgınlara neden olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grip hastalığına yakalanmış olan kişiler mümkün olduğunca başkalarıyla yakın temastan kaçınmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ellerin yıkanması gibi temel hijyen kurallarına uyulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek risk gruplarındaki kişiler (yaşlılar, kalp ve akciğer hastalıkları gibi kronik rahatsızlıkları olan kişiler, bağışıklık sorunu taşıyanlar) gribe karşı koruyucu aşı yaptırmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enfeksiyonu önlemek, semptomların ciddiyetini ve süresini azaltmak için ulusal protokollere göre uygulanan antiviral ilaçlar da alınabilecek diğer önlemler arasındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grip konusunda toplumların bilinçlendirilmesiyle herhangi bir salgın ihtimali öncesinde uzman doktorlara başvurma oranı ciddi ölçüde artırılabilir ve grip mevsimi boyunca iş kayıpları önlenebilir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8477041340669836000-5351709646049010049?l=diyetx.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://diyetx.blogspot.com/2008/01/bu-virse-dikkat.html</link><author>noreply@blogger.com (ßy O'uS)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8477041340669836000.post-7630351655711499521</guid><pubDate>Fri, 25 Jan 2008 17:58:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-01-25T09:59:11.802-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Genel Sağlık</category><title>Sakız kilo verdiriyor</title><description>Sakızda bulunan bir tatlandırıcı önemli ölçüde kilo kaybına yol açıyor.&lt;br /&gt;Özellikle sakızda bulunan bir tatlandırıcı olan sorbitol maddesinin, önemli ölçüde ishale ve kilo kaybına yol açtığı bildirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Berlin Charite Üniversitesi Gastroenteroloji Bölümü'nden doktorların, güçlü ishal ve bağırsak yakınmalarıyla hastaneye gelen 2 hastayı tetkik ettikleri belirtildi. Bu hastalardan biri olan 21 yaşındaki bir kadının, 8 ay boyunca karın ağrısı ve ishalden yakınması olduğu, 11 kilo yitirdiği ve hastaneye geldiğinde 41 kilonun altında olduğu, diğer hastanın ise 1 yılda 22 kilo yitiren 46 yaşındaki bir erkek olduğu kaydedildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her iki hastada yapılan tetkiklerin normal göründüğü, ancak dışkılarında yüksek oranda sodyum ve potasyum saptandığı ifade edildi.&lt;br /&gt;Daha sonra bu kişilerin beslenmelerini inceleyen doktorlar, kadının günde 18-20 grama eşdeğer miktarda sorbitol tükettiği (bir sakızda 1.25 gram sorbitol bulunuyor), erkeğin ise günde yaklaşık 20 şekersiz sakız çiğnediği ve yaklaşık 200 gram tatlandırıcılı şekerleme tükettiğini saptadılar. Erkeğin tüketiminin yaklaşık 30 gram sorbitole denk geldiği kaydedildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu biçimdeki beslenmeye son verilmesiyle söz konusu belirtilerin kısa sürede kesildiği belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iki hastada olduğu gibi yüksek dozda sorbitol tüketiminin beslenmeyle ilgili ciddi risklere neden olabileceği kaydedildi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8477041340669836000-7630351655711499521?l=diyetx.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://diyetx.blogspot.com/2008/01/sakz-kilo-verdiriyor.html</link><author>noreply@blogger.com (ßy O'uS)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8477041340669836000.post-2317621636048680972</guid><pubDate>Fri, 25 Jan 2008 17:58:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-01-25T09:58:24.839-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Genel Sağlık</category><title>Gripten nasıl korunulur?</title><description>Grip salgını yayılıyor. Peki ne yapmalı da bu hastalığa yakalanmamalı?&lt;br /&gt;-Dört besin grubunda bulunan çeşitli besinlerden, günde en az 3 ana, 3 ara öğünde yeterli miktarda tüketilmeli. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Savunma sistemini güçlendirici etkisi olan A ve C vitamini gibi antioksidan vitaminleri içeren havuç, brokoli, kabak, lahana, karnabahar, maydanoz gibi sebzelerin yanı sıra portakal, mandalina, elma gibi meyveler yenilmeli. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Gerek C vitamini ihtiyacının karşılanmasında gerekse de sıvı alımına katkı sağlaması açısından taze sıkılmış meyve sularının tüketimi sıkça yapılmalı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde önemli etkiye sahip E vitaminini sağlamak için yeşil yapraklı sebzeler, fındık, ceviz gibi yağlı tohumlar ve kuru baklagiller yeteri miktarda tüketilmeli. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kış aylarında mahrum kalınan güneş ışınları, vücudun D vitamini ihtiyacını karşılayamamasına neden olur. Balık, çoklu doymamış yağ asitleri (omega 3), kalsiyum, fosfor, selenyum, iyot minerallerinden alınmalı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yağ tüketimine özellikle dikkat edilmeli, katı margarin, tereyağı ve yoğun yağlı etlerden uzaklaşılmalı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kilo kontrolününü sağlanması için saf şeker ve şekerli besinler yerine kepekli ekmek, makarna, bulgur gibi tam tahıl ürünlerinin tüketilmesine dikkat edilmesi gerekir. Enerjisi yüksek hamur tatlıları yerine sütlü tatlılar ve meyve tatlılarının tercih edilmesi ve hareketsizlik nedeniyle artan sindirim problemlerinin önlenmesi için fiziksel aktivite yapılmalı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Vücut ısısını dengede tutabilmek amacıyla bol sıvı alımı yapılmalı. Her gün en az 2-2,5 litre su içilmeli.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8477041340669836000-2317621636048680972?l=diyetx.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://diyetx.blogspot.com/2008/01/gripten-nasl-korunulur.html</link><author>noreply@blogger.com (ßy O'uS)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8477041340669836000.post-7489147632203699033</guid><pubDate>Fri, 25 Jan 2008 17:57:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-01-25T09:58:00.236-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Genel Sağlık</category><title>Terleme tarihe karışıyor</title><description>El, ayak, koltuk altı ve yüzde meydana gelen aşırı terlemeden kurtulacaksınız...&lt;br /&gt;El, ayak, koltuk altı ve yüzde meydana gelen aşırı terleme, 'Endoskopik Transtorasik Sempatektomi' adı verilen operasyon ile artık son buluyor. Göğüs Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr Serdar Han, yüzde 98 oranında başarı elde edilen bu yöntemle aşırı terlemenin önlenebileceğini belirtiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelde nedeni bilinmeyen ve çok çeşitli sebeplere bağlı olarak gelişebilen aşırı terleme, toplumun yüzde 1’inde görülüyor. Uzmanlar kişide “sosyal fobi” haline dahi gelebilen bölgesel aşırı terlemenin 'Endoskopik Transtorasik Sempatektomi' yöntemi ile son bulacağını söylüyor. Bu yöntemle kamera ile göğüs boşluğuna girilerek operasyon gerçekleştiriliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göğüs Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Serdar Han, genelde el, yüz, ayak ve koltuk altlarında görülen aşırı terlemenin yüzde 30 oranında genetik olduğunu söyledi. Görülme sıklığının 18-30 yaş arasında olduğunu belirten Serdar Han, “Bu durum 10 yaşında başlar, 60 yaşında biter” dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“BÖLGESEL AŞIRI TERLEME İŞ VE SOSYAL YAŞAMI BÜYÜK ORANDA ETKİLİYOR”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doç. Dr. Serdar Han, bölgesel aşırı terleme sorununu yaşayan kişilerde “sosyal fobi” haline gelebilen durumların da ortaya çıktığına dikkati çekti. Yüzü terleyen kişilerin başkaları tarafından sinirli ve sıkılgan olarak algılandığını belirten Han, el terlemesinin ise kişileri sosyal ilişkilerden uzaklaştırdığını belirtti. Serdar Han, bölgesel aşırı terleme sorununun kişileri iş ve sosyal yaşamlarında kendilerini sınırladığını ve çekingen kişiler haline getirdiğini belirtti. Ortaya çıkış nedeni bilinen aşırı terlemelerde sebebe yönelik tedavi uygulandığını kaydeden Han, sebebi belli olmayan terlemelerde ise 'Endoskopik Transtorasik Sempatektomi' adı verilen cerrahi operasyon ile yüzde 98’e varan oranda başarı elde ettiklerini bildirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel anestezinin uygulandığı bu yöntemle koltuk altından ince bir kesiden kamera ile göğüs boşluğuna girilerek sempatik sinir görüntüleniyor. Buradan el, yüz, koltuk altı terlemesine göre uyaran, sempatik sinir klipsle yakalanarak veya keserek iptal ediliyor ve ter bezleri ile bağlantısı kesiliyor. Yarım saat ile bir saat arasında süren operasyonun ardından el terlemeleri yüzde 98, koltuk altı terlemeleri yüzde 94, yüz terlemeleri ise yüzde 85 oranında son buluyor. Ayak terlemesinde ise karın bölgesinden yaklaşılan bir operasyon gerçekleştiriliyor. Ancak uzmanlar ayak terlemesinin el terlemesi ile beraber görüldüğü durumlarda göğüsten girilerek yapılan bu operasyonun, ayak terlemesinin de önüne geçebileceğini kaydediyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KALP HASTALARINA YASAK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük oranda başarı sağlayan yöntem, ciddi kardiovasküler rahatsızlığı olanlar, akciğer yetmezliği ile tedavi edilemeyen hipertiroidizme sahip olanlarda uygulanamıyor. Yöntem bazı riskleri de beraberinde getiriyor. Cerrahi tedaviye bağlı komplikasyonlar binde 1 oranında görülüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göğüs Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Serdar Han cerrahi operasyona bağlı olarak göz kapağında düşme veya gözbebeğinde küçülme yaşandığını belirtti. Cerrahi sonrasında refleks terlemelerin de olabileceğini belirten Han, 'Elde, koltuk altında ya da yüzde azalan terlemeler başka yerlerde görülebilir. Ancak bunlar da zamanla azalır veya kaybolur' dedi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8477041340669836000-7489147632203699033?l=diyetx.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://diyetx.blogspot.com/2008/01/terleme-tarihe-karyor.html</link><author>noreply@blogger.com (ßy O'uS)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8477041340669836000.post-2915086838543739589</guid><pubDate>Fri, 25 Jan 2008 17:57:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-01-25T09:57:26.072-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Genel Sağlık</category><title>Midenin dostu: Kimyon!</title><description>Mutfağın vazgeçilmez baharatı kimyonun birçok marifeti ortaya çıktı. &lt;br /&gt;Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tamer Tetiker, ''Türk mutfağında önemli bir yere sahip olan kimyon, başta mide ve bağırsak gazı olmak üzere birçok rahatsızlığa doğal çözüm sağlıyor'' dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Tetiker, birçok baharat gibi kimyonun da yemeklere lezzet vermesinin yanı sıra bileşimindeki maddelerden dolayı vücut metabolizmasına olumlu katkı sağladığını ifade etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişilerin herhangi bir metabolizmal hastalığa yakalanmadan bu tür baharatları tüketerek, sağlıklarını güvenceye alabileceklerini belirten Prof. Dr. Tetiker, kimyonun içerdiği özellikler bakımından bağırsak gazı olmak üzere birçok rahatsızlığa doğal çözüm sağladığını vurguladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk mutfağında önemli bir yere sahip olan kimyonun, başta mide ve bağırsak gazı olmak üzere birçok rahatsızlığa doğal çözüm sağladığına dikkati çeken Prof. Dr. Tetiker, şunları kaydetti: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Hindistan ve Meksika mutfağında da önemli yere sahip olan kimyonun ağrı kesici özelliğinden bahsediliyor. Çinliler de bu baharatı geleneksel tıpta mide şişkinliği, gaz şikayetleri için yıllardır kullanıyorlar. Kimyonun, fareler üzerinde yapılan çalışmalarda kan şekerini düşürücü etkisinden de bahsediliyor.'' Kimyonun, özellikle bulgurlu gıdaların mide ve bağırsaklarda yarattığı gaz ve sıkışma hissini en az düzeye indirdiğini vurgulayan Prof. Dr. Tetiker, kimyonun, idrar söktürücü, sinirleri uyarıcı, iştah açıcı ve terletici etkisinin de bulunduğunu kaydetti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEBEKLER İÇİN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mide ve bağırsak gazı şikayetlerinin kadınların hamilelik dönemlerinde yoğunlaştığını belirten Prof. Dr. Tetiker, ''Bu dönemde kimyon kullanımını öneriyoruz. Ayrıca, bebek ve çocuklarda da sindirim güçlüğü durumunda kullanılabilir. Bebeğini emziren annelerde ise kimyonu özellikle tavsiye ediyoruz. Çünkü, annenin aldığı gaz yapıcı gıdalar süte de geçtiği için bebeğe verdiği rahatsızlık annenin sindirim sisteminde oluşan rahatsızlıktan daha fazla oluyor'' diye konuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimyonun midesi hassas kişilerde irritasyon (tahriş) denilen rahatsızlıklara yol açabileceği uyarısında bulunan Prof. Dr. Tetiker, ''Bu nedenle her gıda maddesinde olduğu gibi kimyonun tüketiminde de aşırıya kaçılmamalı. Bunun dışında kimyonun bilinen bir yan etkisi bulunmuyor'' dedi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8477041340669836000-2915086838543739589?l=diyetx.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://diyetx.blogspot.com/2008/01/midenin-dostu-kimyon.html</link><author>noreply@blogger.com (ßy O'uS)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8477041340669836000.post-7387544371210758194</guid><pubDate>Fri, 25 Jan 2008 17:56:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-01-25T09:57:00.789-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Genel Sağlık</category><title>İşte 11 enerji düşmanı</title><description>İşte insanı yorgun düşüren ve enerjisini bitiren en büyük 11 düşman...&lt;br /&gt;İşte insanı yorgun düşüren ve enerjisini bitiren en büyük 11 düşman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilim adamları, kronik yorgunluk ile tüm bu etkenler arasında şaşılacak bağlantılar olduğunu tespit ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Derin uykuda bizi rahatsız edenler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gürültü stres yaratır ve stres tansiyonu yükseltir. Sonuçta sürekli halsiz ve uykulu oluruz. Bunun için size önerimiz, yatak odanızdan saat gibi ses çıkarabilecek tüm eşyaları kaldırmanız olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Kahve ve çay: 6 fincandan sonrası zarar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafein uyarıcı etki yapar, yani beyne daha fazla enerji emri verir. Günde 3 fincan kadar çay veya kahve içersek, bu canlandırıcı özellikten iyi şekilde faydalanırız. Fakat miktar ikiye katlanırsa, kafein ve tein, vücudumuzdaki demiri emer. Bu durumda beyin ve kalbe yeterli oranda oksijen gitmez. Sonuçta kendimizi çok yorgun hissederiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Karbonhidrat uyku hapı etkisi yapar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm karbonhidratlar, aç karnına yenildiği zaman ağırlık yapar. Siz siz olun, aç karnına bu besinleri tüketmemeye özen gösterin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Su eksilirse dikkatiniz de dağılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her gün yaklaşık 8 bardak su içmemiz gerekiyor, yoksa hissedilir bir biçimde enerji boşluğuna düşeriz. En iyisi, her saat başı içine biraz limon suyu sıkılmış bir bardak su içmektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Cep telefonu hipnozdan beter:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20 dakikadan uzun telefon görüşmelerinin uyku hipnozu gibi bir etki yaptığı ortaya çıktı. Dolayısıyla, uzun süreli ve sık olarak telefonla konuşmak bizi yorar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Duş alacağımıza yatağa geri dönelim daha iyi: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suyun sıcaklığı vücut sıcaklığının çok üzerindeyse bünyemiz uyku getiren hormonları fazlasıyla salgılamaya başlar. Akşamları iyi uyumak için sıcakla, sabahları enerji depolamak için ılık suyla yıkanın! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- Bazı besinlere karşı dayanıksız olabilirsiniz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyi doğru yaptığınız halde zinde değilseniz, "çölyak" hastası olabilirsiniz. Bu bünyenizin tahıl nişastalarını işleyememesi anlamına gelir. Baş ağrısı ve yorgunluktan şikayet eden bu kişilerin buğday, arpa gibi tahıllardan uzak durması gerrekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8- Kola bünyeyi aside boğar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az harekete bir de aşırı kola, çay ve et tüketimi eklenirse, bünyede aşırı asit meydana gelir. Sonuçta da dolaşım bozuklukları, migren, bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi rahatsızlıklar yaşanır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9- Gürültü de yorar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süreli gürültüye maruz kalan insanların enerjisi tükeniyor. Bağıra çağıra konuşan insanların arasında olmak bile insanı yormaya yetiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10- Floresan ışığı kronik esnemeye neden olur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Floresan ışık, öğrenme ve konsantrasyon yetimizi yüzde 60 oranında düşürür. Gün içinde saatlerce bu ışığa maruz kalan birinin bağışıklık sisteminin zayıfladığı ispatlandı. Bu da kronik yorgunluğa neden olabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11- Küften uzak durmalı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulunduğunuz ortam yeterince havalanmıyorsa küf oluşabilir. Bünye, küfe tıpkı mikroplarda olduğu gibi karşılık verir, bununla mücadele eder. Bu da açıklanamayan sürekli yorgunluğa neden olabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8477041340669836000-7387544371210758194?l=diyetx.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://diyetx.blogspot.com/2008/01/ite-11-enerji-dman.html</link><author>noreply@blogger.com (ßy O'uS)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8477041340669836000.post-8306522287240305042</guid><pubDate>Fri, 25 Jan 2008 17:55:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-01-25T09:55:39.813-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Genel Sağlık</category><title>Haftada bir saat yürüyüş</title><description>ABD'de yapılan bir araştırma, fiziksel aktivitenin kanser riskini azalttığını ortaya koydu.&lt;br /&gt;ABD'de yapılan kapsamlı bir araştırma, fiziksel aktivitenin kolon kanseri riskini azalttığını ortaya koydu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Washington Ünieversitesi Top Okulu'ndan Dr. Kathleen Y. Wolin, haftada sadece bir saat yürüyüş yapmanın hastalığa karşı koruduğunu bildirdi. Wolin, International Journal of Cancer dergisindeki araştırmasında, "Bulgularımız gösteriyor ki, düşük yoğunluklu aktiviteler riski azaltmada yeterli olmakla birlikte, daha kuvvetli aktivite riski daha da azaltabilir" diye yazdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmada 40-65 yaş arası 79 bin 295 kadın 16 yıl boyunca takip edildi. Bunların 547'si bu zaman içinde kolon kanserine yakalandı. Araştırmada, haftada 1 ila yaklaşık 2 saat yürüyen kadınların yürümeyenlere oranla kolon kanserine yakalanma riskinin yüzde 31 daha az olduğu tesbit edildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haftada 4 saatten fazla orta derecede veya kuvvetli egzersiz yapan kadınların kansere yakalanma oranının ise haftada bir saatten az süreyle egzersiz yapanlara kıyasla yüzde 44 daha az olduğu belirlendi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8477041340669836000-8306522287240305042?l=diyetx.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://diyetx.blogspot.com/2008/01/haftada-bir-saat-yry.html</link><author>noreply@blogger.com (ßy O'uS)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8477041340669836000.post-58481416671175613</guid><pubDate>Fri, 25 Jan 2008 17:54:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-01-25T09:55:19.536-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Genel Sağlık</category><title>İçe dönükler zayıf</title><description>Rahat olanlar kilo almaya müsait. Zayıflar ise zayıflamaya..&lt;br /&gt;Japonya'da 30 binden fazla kişiyle yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre, içe dönük ve kaygılı kişiler daha zayıf. Rahat ve dışa dönük kişiler ise kilo almaya eğilimli &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Japonya'da yapılan bir araştırma, kaygılı kişilerin genelde zayıf olduklarını, rahat ve dışa dönük insanların kilo almaya daha eğilimli olduğunu ortaya koydu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçları "Journal of Psychosomatic Research" dergisinde yayımlanan araştırma, Japonya'nın kuzeydoğusunda yaşayan, 40-64 yaşları arasındaki 30 binden fazla kişi arasında yapılan anketlere dayanıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8477041340669836000-58481416671175613?l=diyetx.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://diyetx.blogspot.com/2008/01/ie-dnkler-zayf.html</link><author>noreply@blogger.com (ßy O'uS)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-8477041340669836000.post-3530796003334583222</guid><pubDate>Fri, 25 Jan 2008 17:53:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-01-25T09:54:11.459-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>Genel Sağlık</category><title>Bu besinler mutlu ediyor</title><description>Kendinizi kötü hissettiğinizde yiyeceklerinizi doğru seçerseniz mutlu olabilirsiniz...&lt;br /&gt;Kendinizi kötü hissettiğinizde saldırdığınız yiyecekleri doğru seçerseniz bedeniniz mutluluk hormonu salgılamaya başlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çikolata: Stresin bir numaralı düşmanı. Kendinizi kötü hissediyorsanız hemen bir parça çikolata yiyin. Çikolata flört etmek gibi bir şey. Bir kalem yemek yeterli, mutluluk hormonu "seratonin" anında beyinde dolaşıma çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dondurma: Çok yenirse şişmanlatıyor, az yenirse mutluluğa mutluluk katıyor. Dondurma yaşlanmayı önlüyor. Çocukların sağlıklı büyümesi ve kemik erimesi sorunu olan kişiler için büyük önem taşıyor. Beslenme uzmanları dört mevsim tüketilmesini öneriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makarna: Çok ağır soslarda yenilmediği sürece enerji veren ve mutlu eden besinler arasında yer alıyor. Hazmı kolaydır. Özellikle sadece salata ile birlikte yenirse şişmanlatmaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekmek: Buğday ekmeği de sıkıntıları unutturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fıstık: Yağ oranı yüksek ama insanı çok mutlu ediyor. Roma İmparatorluğu'nda "Tanrı yiyeceği" olarak adlandırılan fıstığın kolesterolü düşürdüğü ve kalp krizi riskini azalttığı biliniyor. Demir, bakır, selenyum, magnezyum, çinko, potasyum, fosfor gibi minerallerin doğal kaynağı olan bu çerez kalbimizin yanı sıra, beyin sinir sistemi, kas ve kemiklerimizin dostu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çilek: C vitamini deposu olan çilek, önde gelen afrodizyaklar arasında yer alıyor. Çilek bütün salgı bezlerini çalıştırarak vücuda gençlik ve kuvvet kazandırır. Yüksek tansiyonu düşürür, damarları temizler. Kansere karşı korur, böbrekte kum ve taş oluşmasını önler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muz: Kokusuyla bile mutluluk taşıyan tam bir Endorphin deposudur. Kendinizi, güçsüz ve sinirli mi hissediyorsunuz, hemen bir muz yiyin. Kalsiyum ve magnezyum içeren bu meyve strese karşı bire bir. Sinir hastalığı olanlar için her gün yemek arası saatlerde tüketilmesi gereken bir besindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzüm: Kırmızı ve beyaz üzüm yiyen herkes gülücükler saçar. Üzümde yüzde 20 oranında direkt olarak kana karışan şeker vardır. Bedenen ve zihnen çalışanlar için iyi bir gıdadır. Üzümdeki bol demir kan yapar. Yüz ve boyuna taze üzüm suyu sürülüp 10 dakika sonra yıkanırsa cilde dirilik verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Portakal: C ve B vitamini açısından zengin olan portakal, insana dinamizm veriyor. Portakal içindeki C vitamini ince ve kalın damarların yumuşak kalmasını sağlıyor. Vücuttaki direnci artırıyor. Kanın durulmasına ve temizlenmesine yardımcı oluyor. Hazmı kolaylaştırıyor. Portakal reçeli ise karaciğeri çalıştırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Susam: Dar gelirlilerin baş tacı olan simit mutluluğa giden yolda önemli bir yere sahip. Yağ ve protein içeriyor. Susamdan elde edilen tahin, bal ile karıştırılıp yenirse boğaz ağrısı ve bronşite iyi geliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8477041340669836000-3530796003334583222?l=diyetx.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://diyetx.blogspot.com/2008/01/bu-besinler-mutlu-ediyor.html</link><author>noreply@blogger.com (ßy O'uS)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item></channel></rss>