Halk arasında göz tansiyonu adıyla da bilinen glokom, göz içi basıncının yüksek seyretmesi ve göz sinirlerinin zayıflaması sonucu, tedavi edilmezse körlüğe (görme kaybına) neden olabilen bir göz hastalığı.
Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı ve Glokom Birimi Başkanı Prof. Dr. Nevbahar Tamçelik, “Görme siniri hasarı ve glokomun yol açabileceği körlükten, erken tanı ve tedavi ile korunmak mümkün" dedi.
Prof. Dr. Tamçelik 6 Mart Dünya Glokom Günü nedeniyle yaptığı açıklamada özetle şunları söyledi:
“Glokomda görme kaybı oluştuktan sonra geri dönüş olmadığından erken tanı çok önemlidir. Glokom yıllar içinde yavaş yavaş ilerleyen sinsi bir hastalıktır.
Bu yüzden çoğu kişi ancak iş işten geçtikten sonra farkına varabiliyor. Bütün dünya ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de saptanmayan ve risk altında bulunan çok sayıda glokom hastası olduğunu düşünüyoruz. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, Türk toplumu tarafından hastalık yeterince bilinmiyor.
Hastalar bir şeyler hissetmeye başladıklarında, tedavi için çok geç kalınmış oluyor. Göz tansiyonunun kötü sonuçları ancak erken tanı, doğru ve düzenli tedavi ile engellenebilir. 40 yaşından sonra herkesin yılda bir kez gözlerini glokom açısından muayene ettirmesi ve 40–45 yaş üzerinde risk altında olan kişilerin düzenli ve daha sık aralıklarla doktor kontrolüne gitmesi gerekmektedir. Glokom hastalarının ise hastalıklarını ciddiye almaları ve tedavilerini kararlılıkla sürdürmeleri şarttır.”
Prof. Dr. Tamçelik, göz tansiyonu normalden yüksek olanların, ailelerinde ve yakın akrabalarında glokom bulunanların, yüksek miyop veya hipermetrop kusuru olanların, göz yaralanması geçirenlerin, kortizonlu ilaç kullananların, şeker ve migren hastalarının da glokom bakımından risk altında olduğuna dikkat çekti.
Prof. Dr. Nevbahar Tamçelik, bu kişilerin, uzman bir doktor tarafından glokom tedavisinin yapılmasının ve düzenli takip edilmesinin gerektiğini vurguladı.
Sağlığın Sesi
04 Mart 2008 Salı
Gözleriniz ne kadar önemli?
zaman:
23:22
2
yorum
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: Gözleriniz ne kadar önemli
Aşırı fruktoz tüketimi zarar veriyor!
Meyvelerin içinde doğal olarak bulunan ve meyve şekeri olarak bilinen fruktoz, son 30 yılda gıda sanayiinin en çok kullandığı tatlandırıcı haline geldi.
Doğal yiyeceklerle alımı yararlı olan bu şeker türünün gıda sanayiindeki kullanımı arttıkça, doğal olmayan yollardan fazla tüketiminin zararları tıp dünyasının dikkatini çekmiştir.
Mısırdan elde edilen fruktozdan zengin mısır şurubu (high fructose corn syrup), başta alkolsüz içecekler (meyve suları, asitli içecekler, sodalar vb.) olmak üzere bütün hazır gıdalarda (kek, bisküvi, çikolata, şekerleme, tüm jöle ve benzeri ürünler, hazır ekmekler vb.) yaygın olarak kullanılmaktadır. Ucuz olmasının yanında, karaciğerde diğer şekerlerden farklı işlenmesi gıda üreticilerine ek bazı yararlar getirmektedir. Tüm bu yararlar tüketiciye ise zarar olarak yansımaktadır.
Fruktoz, diğer şekerler gibi doyma hissi oluşturmaz ve fruktozdan zengin tatlı yiyecekler daha çok tüketilebilir. Yemeklerden sonra ortaya çıkan ve doyma hissi sağlayan en önemli iki unsur, kan glukoz ve kan insulin düzeylerinin yükselmesidir. Vücut hücrelerinin temel enerji kaynağı olan kan şekeri (glikoz) düzeylerinin yemeklerden sonra yükselmesi, ardından kan insülin düzeylerinin yükselmesine neden olur ve kan şekeri hücrelerin içine girer.
Bu mekanizma insanda doyma hissine neden olur ve daha fazla yemek yenmesini engeller. Fruktoz, doyma hissine katkı sağlamamasına rağmen kan şekeri glukoz ile aynı enerji (kalori) yüküne sahiptir. Bu nedenle gıdalarla tüketilen glukoz miktarı azaldıkça ve bununla birlikte fruktoz miktarı arttıkça, bireyde daha geç doyma hissi oluşur ve daha çok yer. Fast-food olarak ifade edilen tüketim kültürünün en önemli unsurlarından bir tanesi budur. Bu nedenle farketmeden tükettiğimiz yüksek fruktoz, şişmanlık ve şişmanlıkla ilgili hastalıkların ortaya çıkmasında yeni bir sağlık tehdidi olarak kabul edilmektedir.
Tüketicilerin, masum gibi gözüken bu yeni ancak gizli tehdidin farkında olmaları ve özellikle çocukları bu tür ürünlerden uzak tutmaları, şeker, kalp ve damar, şişmanlık ve yüksek tansiyon gibi uzun süreli ve tedavisi zor hastalıkların önlenmesinde alabilecekleri önemli bir tedbir olarak görülmektedir.
Bazı ülkeler, bu tür ürünlerin okul kantinlerinde satılmasına önemli kısıtlamalar getirmiştir. Ülkemizde bu tür bir yasal düzenleme henüz olmamakla beraber, Sağlık Bakanlığı konu üzerinde halen çalışmalarını sürdürmektedir.
Hekimce.com
zaman:
23:22
0
yorum
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: Aşırı fruktoz tüketimi zarar veriyor
Beyaz çayın bilinmeyen faydaları!
Elle mart sayısında efsanevi “beyaz çay”ı ele aldı. Her demlemede farklı bir aromatik tadı ortaya çıkan beyaz çay sağlığa yararlarıyla biliniyor.
Beyaz şakayık”, “altın ay”, “gümüş iğne” ve “beyaz bulut” gibi isimleriyle ve tadıyla efsaneler yaratan, yüzyıllarca çeşitli anlamlar yüklenerek değerlenen ve günümüzde pek çok araştırmanın konusu olan beyaz çaya kupalarınızda yer açın. Beyaz çay, adını çay tarlalarındaki açılmamış filizlerin gümüşi beyaz tüylerinden ve çok açık renkli liköründen alıyor.
En nadide ve en pahalı çay çeşidi olan beyaz çay, kadim şifacılar tarafından yüzyıllardır bitkisel ilaç olarak da kullanılıyor. Ayrıca en az üretilen ve en yüksek düzeyde antioksidan içeren çay çeşidi. Dünyada yıllık üretimi 600-800 ton civarında. Çin, Hindistan, Kenya, Sri Lanka ve Vietnam kaynaklı beyaz çayın, ülkemizde de çeşitleri var.
Dört çeşidi var
Damakta tatlı ve ipeksi yumuşaklıkta tat bırakan beyaz çay, fındıksı bir aromaya sahip. Yüksek kalitedeki beyaz çay, diğer adıyla “gümüş iğne”, yalnızca filizler içeriyor. Kafeini daha az tüketmek isteyenler için keyifli bir seçenek. Dört grup beyaz çay var: Silver Needle (Yin Zhen Bai Hao), White Peony (Bai Mu Dan), Tribute Eyebrow (Gong Mei), Noble, Long Life Eyebrow (Shou Mei). En yüksek kaliteli beyaz çaylar olan “gümüş iğne” ve “beyaz şakayık”, Çin kaynaklı. “Silver needle”, “gümüş iğne”, “büyük beyaz” veya “narcissus” denilen çay klonlarının körpe etli tomurcuklarından dikkatli şekilde elle seçilerek üretiliyor.
Hafif tatlımsı aroması ve lezzetiyle çok ünlü ve nadir. İkinci derece kalitede olan “beyaz şakayık” (white peony), tomurcuk ve yapraklardan oluşuyor. “Gümüş iğne”ye göre daha sert tada sahip olan çay, ondan daha koyu renkte. Avrupa ülkeleri ve Amerika’da fındık veya bambu kokulu, tatlı, hafif tütsülenmiş tada sahip, daha koyu likörlü “beyaz şakayık” satılıyor. Beyaz çaylar içinde en tanınmışlardan biri de, Çin’in Fujian Bölgesi’nde yetiştirilen “yüzde 100 organik beyaz şakayık”. Beyaz çayı Türkiye’de Lipton ile Schiller Chiemsee çay markaları içinde bulabilirsiniz.
Beyaz çayın yararları
Beyaz çay kolon, prostat, mide kanseri gibi birçok farklı kanser çeşidine karşı koruyuculuğa sahip. Yüksek tansiyonu düşürmeye yardımcı. Damarların gelişimine destek oluyor. Felç tahribatına karşı koruyucu etkili. İyi kolesterolü yükseltip, kötü kolesterolü düşürmeye yardımcı olarak damar sertleşmesi ve tıkanıklığının önlenmesine katkı sağlıyor.
Bakteri ve virüsleri doğal yollarla yok etmeyi sağlıyor. Bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Soğuk algınlığına karşı korunmaya yardımcı. HIV belirtilerini hafifletebiliyor. Kalbi güçlendiriyor. Kemik yoğunluğunun yüksek olmasına katkıda bulunuyor. Romatizma ve osteoporoz hastaları için faydalı etkiye sahip. Dişleri daha güçlü yapan az miktarda florid ve diğer besin elementleri içeriyor. Kötü nefes kokusuna sebep olan bakterileri öldürüyor. Metabolizmayı hızlandırarak, dengeli diyet programına yardımcı oluyor.
Nasıl demlenir?
Demliğe koyulan beyaz çay, siyah çayın aksine birkaç kez demlenebiliyor ve her demlemede farklı bir aromatik bileşeni açığa çıkıyor. Eğer demlemede en yüksek kalitedeki filizler kullanılacaksa demleme süresi, suyun sıcaklığına bağlı olarak üç-dört dakika sürebiliyor. Çeşitli metotları deneyerek farklı damak tatları için en mükemmel beyaz çay demleme şeklini bulmanız mümkün.
Efsanevi beyaz çay
Bir Çin efsanesine göre, beş bin yıl önce İmparator Shen Yung kırda dolaşmaktadır. Su içilemeyecek kadar kirlidir, o da suyun kaynatılmasını emreder. Derken rüzgâr, fincandaki kaynar suya bir çay yaprağı bırakır. Meraklı imparator, yaprağın su içinde demlenmesine izin verir. Efsaneye göre imparator yedi yıl boyunca bölgede kalarak sürekli çay içer.
Çin’in Song Hanedanlığı boyunca beyaz çaya büyük hürmet edilmiş. Bu değerli içecek, kraliyet tebasının seçimi ve imparatora sunulan özel bir hediye olmuş. Beyaz çay yaprakları ve tomurcukları, geniş kaselerde rahatça çırpılabilsin diye Song çay seremonisi boyunca ince toz şeklinde öğütülmüş. Bu şekilde ilk çay pudrası üretilmiş. Bu dönemde Çin’e giden Japon rahipler, Song usulü çay hazırlamayı öğrenmiş ve ülkelerinde alışkanlığı devam ettirmişler.
Elle
zaman:
23:20
0
yorum
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: Beyaz çayın bilinmeyen faydaları
28 Şubat 2008 Perşembe
Keten tohumunun faydaları..
Aktarlarda kolayca rastlayabileceğiniz keten tohumunun faydaları saymakla bitmiyor.
GIDA olarak 10 bin yıldır kullanılan keten bitkisi, çok etkili bir gençlik ve güzellik kaynağı. Kolesterol düşürücü, felç, kanser, unutkanlık önleyici, bağırsak çalıştırıcı etkisi bulunan keten tohumu, yıllara inat sizi gençleştiriyor. Uzmanlar, sıvı şeklinde, salataların üzerine serpiştirilerek veya günde bir çorba kaşığı şeklinde tüketmeyi öneriyor. İşte mucize besinin yararları...
Faydaları saymakla bitmiyor
Cilt yapısını yeniler, parlaklık kazandırır.
Mide-bağırsak sorunlarına karşı iyi geliyor.
Bağırsakları yumuşatır.
Kemikleri güçlendirir.
Bağışıklık sistemini güçlendirir.
Menopoza bağlı şikâyetleri hafifletir.
Kalp-damar hastalıklarından korur.
Kolesterol, şeker seviyesini dengeler.
Yüksek tansiyonu düşürür.
Romatizmal hastalıkları önler.
Sinir sistemini güçlendirir.
Hafızayı güçlendirir
Günde bir kaşık yeterli
Keten tohumunu kaynatılarak içilebilir, yada döverek, toz haline getirip, bir kaşık ağza atıldıktan sonra arkasından su içilebilirsiniz. Çok özel bir tadı veya kokusu olmayan keten tohumu, kavrulunca güzel bir tada kavuşuyor. Tohum şeklinde de tüketilebiliyor.Yemeklere, yoğurda, salatalara, müsliye, pasta, börek gibi unlu mamullere karıştırılabiliyor. Günde 1-1.5 çorba kaşığı keten tohumu sağlıklı kalmak açısından yeterlilik gösteriyor.
Tercüman
zaman:
13:55
0
yorum
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: sağlıklı yaşam
Boynunuza dikkat edin!
Boynunuzun işi zor! Başınızın yükünü taşımak, bilgisayarınızın önünde sürekli durmak ya da çalıştığınız masanın üzerine eğilmek onun işini sürekli zorlaştırıyor.
Duruş pozisyonları doğal olarak boyun ağrısına neden oluyor. Peki boyun ağrısının sebepleri neler? Ne zaman doktora başvurmak gerekiyor? Korumak için neler yapılabilir? İşte yanıtlar...
Türk Böbrek Vakfı Hizmet Hastanesi Nöröşirürji Bölümü’ nden Doç. Dr. Aytaç Akbaşak'ın verdiği bilgilere göre; boynunuzun hassas yapısı ağrıyı davet eden bir unsur; boyna inanılmaz bir hareket yeteneği veren dokular artrit denilen hastalıktan, boyun fıtıklarından, travmalardan kolaylıkla etkilenir ve sonuç boyun ağrısıdır.
Ateş ve baş ağrısı ile birlikte görülen, beyin zarlarının iltihabının neden olduğu menenjit hastalığında ve bazı beyin kanamalarında da boyun ağrısı mevcuttur. Boyun ağrısı ile birlikte boynunuzda sertleşme olur ve çene ucunu göğsünüze kadar yaklaştıramaz duruma gelirseniz derhal bu konu ile ilgili bir doktora başvurmanız gerekir.
Nasıl Ortaya Çıkıyor?
Boynunuz kemikler, eklemler, bağlar adaleler ve sinirlerden yapılmıştır. Bunların hepsi de incinmeye yatkın dokulardır. Boyun ağrısı çene, omuzlar gibi boyna yakın bölgelerden de kaynaklanabilir. Keza boyundaki problemler de sırt omuz ve kollara yansıyabilir. Bazı baş ağrılarının nedeni de boyun rahatsızlıkları olabilir.
Boyundaki problem sinirlerin de tutulmasına neden olmuşsa kollarda güçsüzlük, uyuşma gibi belirtiler ortaya çıkabilir.
Niye Boynumuz Ağrır?
Adale spazmı: Boyun adalelerinin fazla yorulması, örneğin uzun süre araba kullanmak, adale spazmına yol açar. Boyun adaleleri, özellikle ensedekiler, yorularak spazma neden olur. Adalelerin sık olarak uzun süreli kullanımı kronik boyun ağrısının yerleşmesine neden olur. Yatarak okumak, ya da dişleri sıkmak gibi çok basit hareketler bile boyun ağrısına neden olabilir.
Artrit: Vücuttaki diğer eklemler gibi boyun eklemleri de yaş arttıkça bozulabilir.
Disk hastalıkları: Siz yaşlandıkça omurlar arasında yastık görevi yapan disk suyunu kaybeder, aralıklar daralır ve sinirler sıkışır. Bazen de fıtıklaşarak ciddi problemlere neden olur.
Yaralanma: Trafik kazalarında arkadan çarpmalar boynun ani öne ve arkaya gidip gelmesine neden olarak dokuların aşırı gerilmelerine neden olur. Bu durum ciddi boyun ağrılarına, hatta bazen kırıklara neden olur.
Ne Zaman Doktora Başvurmalısınız?
Adale spazmı tanısı çoğunlukla hastanın kendisi tarafından konulabilir. Tipik olarak şiddetli aktivitelerden, uzun süreli ve uygunsuz pozisyonda kalışları takiben ortaya çıkar. Ancak, birkaç gün ya da bir haftayı geçerse doktora başvurmak gerekir. Keza, boyun ağrısı ile birlikte aşağıdaki bulgu ve belirtiler ortaya çıkarsa doktorunuza görünmeniz yararlı olacaktır:
Darbeye bağlı şiddetli ağrı: Kafa ve boyun travmalarından sonra mutlaka doktora gidilmelidir. Şiddetli ağrı kemiklerdeki kırıkların ya da bağlardaki yırtıkların işareti olabilir.
Yayılan ağrı: Omuza ve kola yayılan ağrı ve parmaklardaki karıncalanma sinir zedelenmelerini işaret eder. Sinir zedelenmelerinden sonra ciddi problemler çıkabilir. Bu durumlarda yine doktora başvurulmalıdır.
Güç kaybı: Bacakta ya da kolda zayıflık, yürürken bacakta sertlik yada ayak sürüyerek yürüme derhal muayene gerektirir.
İdrar ve dışkı zorlukları: Belirgin değişiklikler, özellikle ani başlayan idrar kaçırma ciddi problemlerin belirtisidir.
Tetkik İçin Neler Yapılmalı?
Doktorunuz boyun ağrısının yeri, tipi ve başlangıcı ile ilgili sorular sorarak hastalık hakkında bir fikir sahibi olur. İleri araştırma için Röntgen, bilgisayarlı tomografi (BT) ve MR tetkikleri yapılır ve bunlar sinirler, sinir kökleri, ya da omurilikteki problemleri ortaya çıkarırlar. Ayrıca elektromiyografi (EMG), boya verilerek yapılan radyolojik tetkikler de sayılabilir.
Tedavi Yöntemleri...
Tedavi için evde alınabilecek bazı önlemler önerilebilir. Bunların arasında travmadan sonra soğuk tatbiki, kronik vakalarda sıcak uygulaması, ağrı kesici ve adale gevşetici ilaçlar sayılabilir.
Dirençli vakalarda doktor kontrolünde yapılabilecek tedavi yöntemleri olarak aşağıdakilerden yararlanılır:
• Fizik tedavi
• Ağrı tedavisi
• Traksiyon
• Transkütanöz elektrikle sinir uyarılması (TENS)
• Kortizon tedavisi
• Kısa süreli boyun korse uygulaması
• Cerrahi tedavi
Boyun Ağrısından Korunmak İçin
Boyun ağrılarının çoğunluğu duruş bozukluklarından kaynaklanır. Amaç başı omurganın üzerinde, tam ortada tutmaktır, böylelikle yer çekimi başınızı destekler. Aksi halde boyun adaleleri başın ağırlığını taşımak zorunda kalır. Bazı basit önlemler günlük yaşamda yararlıdır:
• Sık ara verin: Uzun süre araç kullanmak zorunda iseniz, ya da uzun süre bilgisayar kullanıyorsanız başınızı arkaya doğru tutmaya çalışın. Dişlerinizi sıkmaktan kaçının.
• Masa, bilgisayar ve iskemlenizi ayarlayın: Böylece ekran göz seviyenizde olur. Dizler kalçadan hafifçe yüksek olmalıdır. Koltuğunuzda kol dayama yerleri olsun.
• Telefon kullanımına özen gösterin: Telefonu hiçbir zaman boyun ve kulak arasına sıkıştırarak kullanmayın.
• Sık hareket edin: Sık, sık omuz ve kollarınıza gerinme hareketi yaptırın
• Boyun kaidesini güçlendirin: Omuz, göğüs ve sırt kaslarını güçlendirecek egzersiz hareketlerini doktorunuzdan öğrenin. Bu adalelerin güçlü olması boyun ağrılarını azaltır.
• Yüz üstü yatmaktan kaçının: Bu pozisyon boyun adalelerinde gerginliğe neden olur. Yastığınızın boynunuzun normal eğimini sağlayacak tarzda olmasına dikkat edin.
Ailem.com
zaman:
13:55
0
yorum
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: sağlıklı yaşam